(818 S. K. m. 45, 62) (743 S. K. m. 315)
Dava: Taraflar arasındaki trafik kazasından doğma ölüm tazminatı davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı 86573 lira 75 kuruşun faiziyle birlikte ve kararda gösterilen şekilde davalıdan alınarak davacılara ödenmesine ilişkin hükmün süresi içinde davalı Hazine avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşuldu:
Karar: 1 - Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir yolsuzluk görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan davalının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2 - Davaya konu trafik olayında; davalı Milli Savunma Bakanlığının minibüsünü yöneten askeri şoför Suat, tedbirsizlik ve dikkatsizlik ve meslekte acemilik sonucu, davacıların miras bırakanları (anneleri) Emine'ye çarparak ölümüne sebebiyet vermiştir.
Davacılardan Serpil; annesinin ölüm tarihinde 26 yaşındadır ve hamiledir. Tariş'te muhasebeci olarak çalışmaktadır. Kocası ile birlikte çalıştığı için, çocuğu doğduğu zaman annesinin bakımına vermeyi düşünmektedir. Anılan davacı, dava dilekçesinde; annesinin ölümü nedeniyle çocuğuna bakıcı tutmak zorunda kaldığını, bu suretle annesinin desteğinden mahrum olduğunu ileri sürerek, maddi tazminat istemini bu maddi olguya dayandırmış ve 60.000 lira destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 6395,40 lira maddi tazminata hükmedilmiştir.
Mahkemenin bu yoldaki kabulü haksız eylemin bir unsuru olan zarar ile eylem arasındaki uygun nedensellik bağı kavramı ile BK.nun 45. maddesindeki destek kavramının hukuki niteliği üzerinde özellikle durulması zorunlu kılmıştır.
a) Uygun nedensellik (illiyet) bağı:
Bir haksız eylemin varlığı konusunda aranan koşullardan biri de nedensellik bağı (illiyet rabıtası)dır. Gerçekten verilen zararın bir tazminat borcu doğurabilmesi için zararın kendisine tazmin yükümü bağlanan olayın bir sonucu olarak tezahür etmesi; diğer bir anlatımla bu ikisi arasında bir neden sonuç bağı bulunması gerekir. Belli bir zararın meydana gelmesine birden fazla nedenler katılmış olabilir. Sorumluluk yönünden bunların hepsinin hesaba katılması uygun düşmeyeceği gibi, pratik yönden de mümkün değildir. Bu nedenle bu sebepler arasında bir seçim yapma zorunluluğu vardır; bu da zararın vukuuna en fazla sebep olmuş bulunandır.
Mantıki illiyet kavramının hukukta esas alınması genellikle tatminkar olmayan sonuçlar doğurur. Olayımızda olduğu gibi, sorumluluğu gerektiren bir olay öyle bazı zararlar doğurabilir ki ilk nazarda olayla bu zararlar arasında mantık yönünden nedensellik bağı kuşkusuz vardır; ancak bütün bu zararları tazmin ettirmeyi gerektiren bir hukuki illiyetin varlığı çok kuşkuludur. Onun için Türk hukukunda bugün genellikte kabul edilen görüş, uygun illiyet görüşüdür. Bu görüşe göre; nedenle sonuç arasında bir illiyetin kabulü için sorunun, genel hayat tecrübelerine, olayların doğal akışına ve objektif ihtimale göre, bir nedene bağlanabilmesini aramak zorunluluğu vardır. Başka bir anlatımla sonuç mahiyeti itibariyle bu nedenle (olaya) uygun olmalı, onun uygun bir sonucu olarak görünmelidir. Eğer sonuç, olayların durumuna göre beklenilmeyecek bir nitelikte ise, mantıki anlamda yine bir illiyet vardır; fakat olayı meydana getiren (fail) bu şekilde uygun olmayan sonuçtan sorumlu tutulamaz. şu halde tazmin borcu illiyet bağının dışına çıkmayacak, fakat arada uygun bir illiyet bağının bulunması koşuluyla eylemin bütün zararlı sonuçlarını içirecektir. (F. Eren - Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı - Ankara 1975 - Sayfa 21-50 (Kenan Tunçomağ - Türk Borçlar Hukuku - 1976 - Cilt 1 - Sayfa 450-451).
Davacının annesinin trafik kazasında ölmesi olayı ile zarar (annesi ölmeseydi, doğacak torununun bakımını üstlenmesi ile davacının bakıcı tutmak zorunluluğunda kalmayacağı ve bakım giderlerine katlanmamış olacağı şeklindeki destek zararı) arasında genel hayat tecrübelerine, olayların doğal akışına ve objektif ihtimale göre, hukuki illiyet bağının varlığını kabul etmek mümkün değildir. Esasen böyle bir kabul, destekten yoksun kalmaktan doğan tazminatın niteliğini ve gerçekleştirmek istediği amaçla bağdaştırılamaz. O halde, davalının bu sonuçtan (zarardan) sorumlu tutulması yasaya aykırıdır.
b) BK.nun 45. maddesindeki destek kavramının hukuki niteliği:
Bir kimseyi başkası için destek haline getiren yardımlarda düzenlilik ve devamlılık unsurları vardır. Yapanın keyfine göre gelişi güzel zamanlarda sağlanan yardımlar (örneğin, olayımızda ölen annenin, torununun bakımını yaşamış olsaydı, bir süre üstleneceği şekildeki yardımları düzenli olmadıkları için destekten yoksun kalma tazminatına esas alınamazlar. Bunun gibi; her gün, her hafta, her ay düzenli bir şekilde yapılmış olmakla beraber ancak sınırlı bir süre için yapılmış veya ilerde yapılması umulan yardımlar da destek olarak nitelenemez. Zira, böyle yardımlarda devamlılık unsuru yoktur. Oysa bu öyle bir unsurdur ki, ölümden evvel yapılmış olan yardımların, ölüm vuku bulmasaydı da sürüp gideceğini tayine imkan verir.
Destekten yoksun kalma ile MK. nun 315. maddesine uyan nafaka alacaklısı olmak, bir birinden ayrı hukuki durumlar olup, ölen şahsın nafaka ile yükümlü olması da şart değil ise de (HGK. 27.9.1967 T.E.966/9 - 1262.K.410); genel düzenlilik ve gerekse devamlılık surları ölenin özellikle kendilerine karşı kanuni bakım (nafaka) mükellefiyeti altında bulunmadığı kimseler için önem arz eder. Gerçekten de böyle kimselere yapılan yardımlarda bu iki unsurdan velev biri eksik olduğu takdirde yardımın gelecekte vuku bulacağı şüphelidir ve kestirilemez. Olayda, ölüm anına kadar fiilen bakma unsuru gerçekleşmiş değilse hakim hiçbir hukuki yönü olmayan Ümit kaybını kararına dayanak olarak alamaz. Ancak ileriye ait kanuni yardım mükellefiyeti davacıyı, fiili bakımı ispat külfetinden kurtarabilir (Selahattin Sulhi Tekinay - Borçlar Hukuku - İstanbul 1974 - Sayfa 456 - 457). Ölen annenin ise, davacının çocuğuna ne kanuni ve ne de akdi bakma yükümlülüğü de yoktur. Hal böyle olunca ölenin torununa ileride bakacağı ve dolayısıyla davacı kızının geçimine yardım edeceği, ona yaşam vasıtaları sağlayacağı (meşk olup) kestirilemeyeceğinden, (düzenlilik) ve (devamlılık) unsurlarının varlığından da bu davada söz edilemeyecektir.
Kaldı ki; olayımızda, ölen destek torununa bakmakla yükümlü olmadığına göre, böyle bir bakmanın gerçekleşeceği kuvvetle umulsa dahi, bu bakma olgusu ölenin ihtiyarına bağlı ve insani bir duygu ve ahlaki bir vazifeden kaynaklanan, bu itibarla da para ile değerlendirilmeyecek ve bu niteliği ve özelliği bakımından destek zararı olarak kabul edilemeyecek olan bir kayıptır. Diğer bir anlatımla, ölüm vukua gelmeseydi ölenin torununa bakmasından dolayı bu hizmetine karşılık kızından bir hak talep etmesi BK.nun 62. maddesinin son fıkrası uyarınca mümkün de olamayacağına göre, ölenin sağlığından yasaca talep edemeyecek olan bir karşılığın destek zararı kapsamında düşünülmesi ve bu yardımdan yoksun kalındığından söz edilerek tazmini yönüne gidilmesi düşünülemez.
Şu açıklanan gerekçeler ve maddi olgular karşısında mahkemece yapılacak iş, davacı Serpil'in maddi tazminat talebinin tümünün reddine karar vermekten ibarettir. Aksi düşüncelerle bu davacı yararına bu kalem istek için maddi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır ve bozmayı gerektirir.
Sonuç: Davacı Serpil yönünden davalının temyiz itirazlarının ikinci bentte gösterilen nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy