(818 S. K. m. 49)
Basın özgürlüğü, haber verme sınırları ile ilgilidir. Basın özgürlüğünün amacı, kamuyu ilgilendiren konularda doğru ve gerçeğe uygun haber vermek, çeşitli konularda kamuyu aydınlatmak toplumsal ve siyasal olaylar üzerinde kitleleri düşünmeye sevk etmek ve bu suretle kamuoyu oluşturmaktadır. Denetim, eleştiri, uyarma, gerçekleri yayma ve açıklama, basının görevleri arasındadır ve basın özgürlüğünün temelini oluşturmaktadır. Günümüz gazeteciliğinin en önemli bir görevi de kamunun gündelik haberleşme ihtiyacını gerçeğe yakın bir biçimde yerine getirmektir. Dairemizin, doktrine de paralel olarak benimsediği gibi haber verme hakkı; gerçeklik, kamu yararı, güncellik konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık temel kuralları ile sınırlıdır. Bu kurallardan birisine aykırı davranılmış ise haber verme hakkının kullanıldığından ve hukuka uygunluktan söz edilemez.
Dava konusu yayının bu kurallara uygun olup olmadığı konusuna gelince; haberin yayınlanmasında kamu yararı bulunduğu, güncel olduğu, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık bulunduğu, haberin objektif olarak verildiği, abartılmadığı kuşkusuzdur. Bir gün önce meydana gelen bir öldürme olayı, belli bir üslup ile gazetede yer almıştır. Bu davada halledilmesi gereken sorun, haberlerin gerçeğe uygun olup olmadığı konusunda toplanmaktadır.
Mahkemece, rapordaki görüş benimsenip haberin gerçek olmadığından, haber verme sınırlarının aşıldığından bahisle davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiştir. Oysa, bu değerlendirme gerek bu dosyadaki gerekse ceza dosyasındaki delillere uygun düşmemektedir. İşe ideoloji girince aşkın yerini kan aldı, Sevdiği genci ölüm randevusuna götürdü başlıklı yazıda özet olarak, davacı Selma ile ölen Mehmet arasında bir arkadaşlık bulunduğu, ancak daha sonra görüş ayrılıkları nedeniyle tartışmalar olduğu, davacı Selma'nın Mehmet'i konuşmak üzere Cevizli Tren Yolu'na götürdüğü, Selma'nın önceden tanıdığı TİKO örgütüyle ilgileri olduğu belirtilen Süleyman ve Hayrettin'in pusu kurup Mehmet'i yaraladıkları, Mehmet'in ölmeden beni Selma yaktı dediği, Süleyman ve Hayrettin'in yakalandıkları anlatılmaktadır.
Davalı vekili bu haberin polisten alındığını ve gerçeğe uygun olduğunu savunmuş ve tanık dinletmiştir. Dinlenen tanıklardan Uğur olay sırasında siyasi şube ekipler amiridir. İfadesinde olayı anlatmış ve yaralı gencin ifadesini almak üzere hastaneye gittiğinde öldüğünü öğrendiğini, ölen Mehmet'in ölmeden önce yaktın beni Selma dediğini ve Selma'nın kendisini oraya kasten götürdüğünü belirten bir takım sözler söylediğini hastane başhekimi ve hemşirelerin kendisine naklettiklerini, bu sırada hastahanede bulunan gazetecilerin de bunu duyduklarını, olayın bir sağ - sol çatışması şeklinde meydana geldiğini Selma'nın da bu olayın içinde bulunduğunu, gazetenin gerçeğe sadık kalarak haber verdiğini söylemiştir. Aynı tanığın ceza dosyasındaki ifadesi de bu mahaldedir. Olayın görgü tanıklarından olan Ayşe'nin ceza dosyası içinde bulunan ifadesi de bunu doğrulamaktadır. Nitekim mevcut delillerin bir değerlendirilmesini yaparak 12.7.1982 günlü oturumda esas hakkında mütalaasını bildiren Cumhuriyet Savcısı da olayı, dava konusu yayında açıklandığı şekilde anlatmıştır. O halde, mevcut deliller, olayın bu şekilde yayınlanmasına müsaittir. Bu nedenle de haber gerçeğe uygundur. Haberin gerçeğe uygunluğundan maksat haberin verildiği andaki şartlara göre gerçekliğidir. Dava konusu haber verildiği andaki şartlara göre gerçeği yansıttığına göre, sorumluluğun şartı olan hukuka aykırılık unsuru oluşmamıştır. Bu nedenle davanın reddi gerekirken aksine bir takım düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan hükmün gösterilen nedenlerle BOZULMASINA oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy