(3402 S. K. m. 19) (1086 S. K. m. 567) (766 S. K. m. 40)
Dava: Taraflar arasındaki tespit davası üzerine yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı Mustafa, Meryem ve Müşerref hakkındaki davanın kabulüne, diğer davalı Sami hakkındaki davanın ev yönünden reddine, samanlık yönünden kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalıların hissedarı oldukları 874 parsel sayılı taşınmaz üzerine müvekkili tarafından tek katlı ahşap ev ile samanlık yapıldığını, davalıların bu muhtesatları için niza çıkarıp müvekkilinin mülkiyet hakkını tanımak istemediklerini ileri sürerek "874 parsel sayılı taşınmaz üzerinde davacı tarafından inşa edilen ev ile samanlığın mülkiyetinin davacıya aidiyetine" karar verilmesini talep ve dava etmiş; mahkemece kısmen istek doğrultusunda karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Tespit davaları hakkında Usul Yasamızda bir hüküm bulunmamakla beraber, mevcut bir özel hukuk ilişkisinin inkar edilmesi veya bir özel hukuk ilişkisinin varlığının iddia edilmesi hallerinde başvurulabilecek bir dava türü olarak bu davaların açılabileceği Yargıtay içtihatları ile kabul edilmektedir. Başka bir anlatımla, tespit davasının konusu, maddi vakıaların değil, bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespitidir. Hukuki ilişkiden amaç, bir kimse ile diğer bir kimse veya bir eşya arasında mevcut olan ve somut bir olaydan doğan ilişkidir. Sözü edilen nitelikteki hukuki ilişki için önemli olsalar dahi, maddi vakıalar yalnız başına hiçbir zaman tespit davasının konusunu teşkil edemezler. Maddi vakıalar, ancak bir hukuki ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
Öte yandan, tespit davasının dinlenebilmesi için davacının hukuki yararının bulunması da şarttır. Hukuki yararın varlığından söz edebilmek için, davacının bir hakkı ve hukuki durumunun halihazır bir tehlike içinde olması ve verilecek tespit kararının da bu tehlikeyi ortadan kaldıracak sonuç hasıl etmesi gerekir.
Görüldüğü üzere, tespit davalarında hukuki ilişki ile hukuki yarar birer dava şartıdır. Bu iki şartın, diğer dava şartlarında olduğu gibi davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi gerekir. Tarafların bu şartların mevcut olmadığına ilişkin bir itirazda bulunmamaları ve hatta buna rıza göstermeleri halinde bile, bu iki şart veya bunlardan birisi (ve diğer dava şartları) bulunmadıkça tespit davası dinlenmez.
Davaya konu olayda, taraflar arasında açılmış bir ortaklığın giderilmesi davasının bulunmadığı tartışmasızdır. Dava bir maddi vakıanın tespiti isteği niteliğindedir. Mahkemece re'sen gözetilmesi gereken ve birer dava şartı olan hukuki yarar ve hukuki ilişki koşullarının birlikte bulunmadığından (işin esası incelenmeksizin) davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdiden incelenmesine gerek bulunmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 19.9.1994 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Tespit davası, bir hukuki ilişkinin tespitine yöneliktir. Hukuki ilişkiden amaç, bir kişi ile diğer bir kişi veya eşya arasında somut bir olaydan kaynaklanan hukuki ilişkidir. Her türlü ilişki, tespit davasının konusu olabilir. Ancak maddi olayların soyut hukuki ilişkiler tespit davasının konusu olamazlar.
Hukukumuzda genel anlamda tespit davalarının varlığını düzenleyen yasa maddeleri mevcut olmamakla birlikte tespit davalarının da dinlenebileceği kabul edilmektedir. Yargıtay da yerleşmiş kararları ile tespit davalarını kabul etmiş bulunmaktadır.
Tespit davası, bir hukuki ilişkinin saptanmasına yönelik olmakla birlikte, talepte bulunanın bu isteminde hukuki yararı da olmalıdır. Ayrıca, tespit davası eda davasının öncüsü niteliğinde olması nedeniyle hukuki ilişkinin belli edilmesi bakımından, hukuki ve bağlayıcı bir sonuç doğurmak bakımından da açılabilir.
Diğer davalılarda olduğu gibi tespit davası için hukuki yarar zorunludur. Hukuki yarar için, tespit davasının açılmasında; a) Davacının hakkı veya hukuki durumunu bir tehlike ile karşı karşıya bulunmalı, b) Tehdit nedeniyle hakkının sağlanmasında duraksama meydana gelmeli veya yararı zarar görecek nitelikte olmalı, c) Tespit talebiyle bu tehdit ortadan kaldırılabilmelidir.
Tespit davasının açılabilmesi için diğer bir koşulda, henüz eda davasının açılabilme zamanı gelmemiş olmalıdır. Eğer o anda eda davası açılabilecekse tespit davası açma olanağı kalmaz. Tespit davasının amacı, uyuşmazlıkların büyümeden az giderle çabuklukla çözüme kavuşmayı amaçlamaktadır.
Dava konusu olan olayda davacı Yaşar uyuşmazlık konusu evin kendisi tarafından yapıldığının tespitini istemiştir.
Davacı Yaşar'ın talebi ile tespit davasını açmada hukuki yararı ve gereklilik olup olmadığı üzerinde durulmak gerekir. Gerçekten dava konusu edilen evin üzerinde bulunduğu taşınmaz taraflar arasında paylı mülkiyet kurallarına tabidir. Davacı bu evi yapmakla Medeni Kanunun 619. maddesi uyarınca ev de muhtesat niteliğini kazanmış olup tamamlayıcı parça kuralı gereğince üzerindeki arz gibi tarafların mülkiyetine geçmiş bulunmaktadır. Bu haliyle davacı Yaşar'ın yaptığı ev nedeniyle taşınmaz değerinde bir artış ve bunun sonucu olarak da diğer paydaşlar nedensiz olarak zenginleşmişlerdir. O anda muhtesatı yapan, diğer paydaşlara üçüncü kişi ise ona karşı "meydana getirdiğim muhtesat nedeniyle zenginleştiniz, bedelini bana ödeyiniz" diye bir dava açma olanağı bulunmayabilir. Hatta muhtesatın şu veya bu nedenle ortadan kaldırılması (örneğin kamulaştırma gibi) ihtimali de olabilir. Bu gibi hallerde muhtesatın davacı tarafından yapıldığının tespitinde hukuki yararının olduğu kabul edilmelidir. Yerle ilgili bir ortaklığın giderilmesi davası da açılmış olabilir. Özellikle bu halde, yerin muhtesatla birlikte satılması veya taksimi halinde, muhtesat maliki satın veya aynen taksimden sonra diğer paydaşlarla gidip, muhtesatın kendisine ait olduğunu bedelinin ödenmesi gerektiğini dava edecek ki, bu son dava ile hakkını alması uzak bir ihtimal olduğu gibi dolambaçlı bir yoldur. Çünkü paydaşlar muhtesata ait olan bedeli alıp tüketmiş olabilirler. Hâlbuki muhtesatın davacıya ait olduğu tespit davası ile hükme bağlanırsa, satış sırasında ona ayrı bir bedel takdir edileceğinden o bedel satıştan sonra doğrudan doğruya zemin bedelinden ayrı olarak, davacıya ödenebilecektir. Daire kararında izlendiği üzere, yer üzerindeki muhtesatın miras bırakanının ölümünden sonra yapılmasının sonuca bir etkisi olmamalıdır. Murisin sağlığında yapılmışsa murise, ölümü ile de mirasçılarına geçecektir. Bunun miras bırakana bağışlandığı kabul edilemez. Nitekim Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun "Taksim"e ilişkin 567. maddesinde, taksim davası sırasında sulh hakiminin görevini aşan bir husus varsa, bunun genel hükümler uyarınca çözümünün gerektiğini ifade etmiştir. Burada uyuşmazlıklardan biride muhtesatın aidiyeti hususunun tespitidir. Eski 766 sayılı Tapulama Yasasının 40, yeni 3402 sayılı Kadastro Yasasının 19. maddesinde tapulama işlemleri sırasında muhtesatın kimin tarafından yapıldığının beyanlar hanesinde gösterilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Bu hükme rağmen muhtesatın aidiyeti tutanakta gösterilmemiş ve işlemde kesinleşmişse muhtesat sahibinin dava açarak hakkını sicilin beyanlar hanesine işlemesinde hukuki yararının bulunduğu yerleşmiş uygulama ile kabul edilmektedir.
Somut olayda, evin davacı tarafından yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Şu durumda taraflar arasında bir ortaklığın giderilmesi davasının bulunup bulunmaması sonuca etkili değildir. Kaldı ki davacı sadece bir ek bina için kararı temyiz etmiştir. Davalıların temyizi yoktur. Bozma ilamı ile aleyhe bozma yapılmıştır. Bundan dolayı çoğunluğun bozma görüşüne katılamamaktayım.
Full & Egal Universal Law Academy