(3095 S. K. m.2) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davası üzerine yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı sebeplerden dolayı davacının davasının kabulü ile 12.208.220 TL. asıl alacak olan miktara takip gününden itibaren %56 reeskont faiz oranı uygulanarak davalıdan alınmasına dair takibe karşı davalının yaptığı itirazının iptali ile icra dosyasındaki takibin bu şekilde sürdürülmesine, alacak likit olmayıp yargılama ile belirlendiğinden icra inkar tazminatı isteminin reddine ait hükmün süresi içerisinde davacı avukatı ile davalı A. Hikmet Arısoy taraflarından temyiz edilmesi üzerine tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okunduktan sonra dosya incelendi gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla kanuna uygun gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacı, davalının haksız eylemi sebebiyle uğramış olduğu zararın ödetilmesini ve takibe itirazın iptalini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile bilirkişiden alınan 18/1/1996 tarihli rapora göre (5.000.000 TL Ana para + 7.208.220 TL %56 temerrüt faizi ve %5 BSMV olmak üzere) toplam 12.208.220 liranın, asıl alacak miktara takip gününden itibaren %56 reeskont faiz oranı uygulanarak takibin devamına karar verilmiştir.
Dava haksız eylem sebebiyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece tazminata reeskont faizi yürütülmüştür. Oysa 3095 S. Yasa'nın 2/3. maddesi uyarınca talep edilen reeskont faizinin hüküm altına alınabilmesi, tarafların tacir olması ve böylece uyuşmazlığın ticari işletmeleri ile ilgili bulunması koşuluna bağlıdır. Davalı tacir olmadığına göre olayda reeskont faizi değil %30 kanuni faiz uygulanması gerektiğinden kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda 2 numaralı bendde gösterilen sebeplerle davalı yararına BOZULMASINA; davacının tüm, davalının öteki temyiz itirazlarının 1 numaralı bendde gösterilen sebeplerle reddine ve temyiz edenlerden davalıdan peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 13.06.1996 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Faiz alacaklının talebe yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre yoksun kalması sebebiyle ödenen bir karşılıktır. Ekonomide faiz, sermayenin geliri olarak tanımlanır. Bu sebeple faiz, her şeyden önce asıl alacak hakkının varlık ve devamına bağlıdır. Asıl alacağın ödenmesi ile, faizde kesilir. Ancak faiz alacağı fer'i bir hak olduğundan asıl alacağın bağımlı bir parçası değildir. Bundan dolayı da bazı hallerde asıl alacaktan bağımsız bir nitelik taşır. Eğer talep edilen ana para alacaklının ticari işletmesi ile ilgili ise, normal faiz yerine, ticari faiz istenebilecektir.
Girişimci tarafından ekonomik çıkar sağlamak amacıyla emek ve sermayenin bağımsız bir biçimde bir araya getirilmesi sonucu kurulan işletmeye, Ticari İşletme denebilir.
Somut olayda zarar gören ve zarar davacının ticari işletmesi ile ilgili bulunmaktadır. Zarar verici eylem sonucu, ticari işletmede mal ve sermaye azalmıştır. Bu azalma başkasının hukuka aykırı eylemi sonucu meydana gelmiştir. Zararlı soncu meydana getiren borcu ödemekten kaçınmış ve temerrüde de düşmüştür. Böylece borçlu alacaklının ticari işletmesinde asıl alacağın geç ödenmesinden dolayı kanuni bir neden olarak faizden doğan ödemeyi de yapmak zorundadır. İşte bunu da ödemekle yükümlü olduğu faiz miktarı 3095 s. kanunun 2/f III. maddesinde ticari işlerde temerrüt faizinin T.C. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranı olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu faiz oranı için alacaklının talepte bulunması gerekmektedir. Davaya konu olayda davacı tarafından ticari faiz, reeskont faizi veya banka faizi gibi tabirler kullanılarak talepte bulunulmuştur. Davalının tacir olmaması, ya da işin o yanın ticari işletmesi ile ilgili bulunmaması, davacıya ticari faiz ödenmemesi sonucunu doğurmaz. Çünkü zarar, ancak ana para ve bunun geç ödenmesinden kaynaklanan faizin ödenmesi ile karşılanabilir. Bir ticari işletme, Ticaret Hukuku kurallarına göre ve karlılık amacı ile çalışmaktadır. Böyle bir kuruluşa, alacağının geç ödenmesinden dolayı ticari faiz yerine kanuni faiz ödendiği takdirde, mal varlığı itibariyle ticari işletmenin normal olarak geleceği düzeyden daha alt düzeyde kalacağı tartışmasızdır. İşte aradaki bu farklılığın giderilmesi içinde, ticari faize hükmedilmesi kanuni ve hukuksal bir zorunluluktur.
Olayımızdaki davacı, özel hukuk hükümlerine tabi bir iktisadi kamu kuruluşudur ve zararda onun ticari işletmesi ve işletmenin malvarlığı ile ilgilidir. Bundan dolayı çoğunluğun ticari faiz yönünde kararın 3.bendindeki bozma düşüncesine katılamıyorum. Davacı kuruma ticari faiz ödenmesine ait yerel mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatindeyim. 13.06.1996 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy