(743 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Atilla vekili Av. A. S. tarafından, davalı Hasan ve Emine aleyhine 20.1.1998 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; anayasal şikayet hakkının kullanılması nedeniyle manevi tazminat davasının reddine dair verilen 1.10.1999 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkili Atilla'nın gazeteci ve televizyoncu olduğunu ( D.Gazetesi, D.FM Radyosu, Kanal X TV, C. Radyo Yönetim Kurulu Başkanı, E. Bölgesi Yerel Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri, D. Bölge Hakemi, Ö. İşhanı Yönetim Kurulu Başkanı, S.Köy'deki Ş. Radyo TV A.Ş. Yönetim Kurulu İkinci Başkanı ve mesul müdür ) davalıların müvekkilini, basın yoluyla hakaret ve tehdit suçundan dolayı cumhuriyet savcılığına şikayet ettiklerini, müvekkilinin ik gün nezarette kaldığını, böylece kişilik haklarının saldırıya uğradığını ileri sürmüştür.
Davalılar vekili ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalıların şikayeti üzerine takipsizlik kararı verildiği, davacının nezarette kalmadığı, davalıların anayasal şikayet haklarını kullandıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hak arama hürriyeti olarak tanımlanan ihbar ve şikayet hakkı Anayasal bir hak olup diğer bütün temel hak ve hürriyetler gibi kötüye kullanılamaz. Çatışan hak ile ihlal edilen çıkarlar arasındaki sınırın hakim tarafından büyük bir özenle çizilmesi gerekir. Şikayeti haklı gösteren küçük bir delil veya emare yoksa şikayet hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir.
Dava konusu olayda davacının yazdığı bir yazı nedeniyle "hakaret" suçlamasıyla şikayet edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından davacının bu yöne ilişkin talebinin mahkemece reddedilmesi isabetlidir.
Ne var ki, davacının yanında üç adamı ile birlikte davalıların işyerine gelip para istediği, vermedikleri takdirde aleyhte yazmaya devam edeceği yolundaki tehdit suçlaması ile ilgili bir delil ve emare bulunmadığı için C. Savcılığınca takipsizlik karan verilmiştir. Bu davada da davalılar bu iddia ile ilgili bir delil ileri sürmemişlerdir. Bu durumda davalıların şikayetinin bu bölümü dayanaktan yoksun; diğer bir anlatımla hukuka aykırı bulunmaktadır. O halde bu suçlamanın davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunun kabulü ile davacı lehine uygun bir miktar manevi tazminat takdiri gerekir.
Her ne kadar davacının kendisi dışında gerçekleşen bir otel alım-satım işine dışardan müdahale etmesi, yeni alıcıya gidip bu işden vazgeçmesi için telkinde bulunması ve kendi eylemi ile gereksiz bir biçimde bu işle ilgilenmiş olması kendisinin de şikayet edilmesine yol açmış ise de bu durum davanın tümden reddini gerektirmeyip tazminat miktarının takdirinde göz önüne alınabilecek bir husustur.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.2.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy