(818 S. K. m. 41)
Davacı M. Ölmez vekili Avukat H. Ay tarafından, davalılar A. Buğurcu ve A. R. Karatay aleyhine 29/7/1997 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle davacının parselinde meydana gelen zararın tazminin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı A. R. Karatay açısından husumet nedeniyle, davalı A. Buğurcu açısından sabit olmadığından davanın reddine dair verilen 6/7/1999 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dava, haksız eylem nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili Esenler Köyü 595 nolu parselin müvekkiline ait olduğunu davalıların da bitişikte bulunan 596 nolu parselin maliki olduklarını davalıların gerek 596 nolu parselden gerek Ankara Çayından Maden Yasasına ve Taşocakları Nizamnamesine aykırı biçimde kum aldıklarının sınırda mevcut tabii şev'i yok ettiklerini, iki taraftan da büyük çukurlar açılması nedeniyle taban suyunun yok olduğunu, müvekkiline ait ağaçların kuruduğunu ileri sürmüş, kuruyan ağaçlar nedeniyle 1.046.250.000 liranın, tahkimat ve eski hale getirme nedeniyle de 1.000.000.000 liranın tahsilini istemiştir. Davalılardan A. Buğurcu vekili ise 596 nolu parselin müvekkiline ait olduğunu kum ocağı olarak işletilmesinden dolayı davacının bir zararı bulunmadığını, ihata duvarı yapılmasını veya bedelini istemenin de doğru bulunmadığını, ağaçların kuruduğu iddiasının yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalı parselinden kum alınmasıyla iki parsel arasında kot farkı ortaya çıkmışsa da bir kopma veya kayma olmadığı, kum alma işleminden sonra Ankara Çayı tarafına malzeme yığıldığı, çay taşkını olmadığı gerekçesiyle davalı A. Buğurcu hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Diğer davalı A. R. Karatay hakkındaki dava ise husumet yönünden reddedilmiştir. Davacının dava açarken dayandığı tespit raporunda kum alınan kısımda çay yatağının aşağıya inmesi ile kavaklık arazinin taban su seviyesinin aşağıya düştüğü, bu nedenle kavak ağaçlarında hastalık meydana geldiği, büyüme ve gelişmesinin engellendiği bildirilmiştir. Ayrıca inşaat mühendisi tarafından düzenlenen tespit raporunda da dava konusu taşınmazın "tarım araç ve gereçlerinin çalışması yönünden güvensiz bölge olduğu", böylece verim kaybı olabileceği açıklanmış ve alınması gereken önlemler gösterilmiştir. Yargılama sırasında mahallinde keşif yapılarak inşaat ve ziraat mühendislerinden raporlar alınmıştır. İnşaat mühendisi olan bilirkişi, tespit aşamasındaki raporu düzenlediğini, aynı görüşünü muhafaza ettiğini arazinin eski hale gelmesinin mümkün olmadığını, %15 değer düşüklüğü bulunduğunu bildirmiştir. Zirai bilirkişi ise dava konusu yerdeki toprağın niteliği itibariyle kavakçılık yapmaya uygun bulunmadığını tek sorunun taban suyu olmayıp başka etmenlerin bulunabileceğini, kuruyan 329 adet kavak ağacının değerinin 263.200.000 lira olduğunu açıklamıştır. Mahkemece çelişkinin giderilmesi amacıyla yeniden keşif yapılarak üç kişilik kavakçılık araştırma uzmanından oluşan heyetten rapor alınmıştır. Bu raporda dava konusu ağaçların kuruma nedeninin toprağın yapısından ve bakım noksanından kaynaklandığı, taban suyu eksikliğinin kurumaya neden olmayacağı, ancak fazla sulama yapılması nedeniyle davacının 15.584.800 lira fazla masraf yapmak zorunda kalacağı ifade edilmiştir.
Karara dayanak alınan bu raporda davalıların kum ocağı işletme izni bulunduğu, ancak ruhsat gereği arada 10 metrelik koruma şeridi bırakmadıkları, davacı parselinin 10-15 metrelik bir kısmının askıya alınması nedeniyle su tutma kapasitesinde bir azalma meydana geleceği, ancak 1610 m2'lik bölümdeki kavakların tümünün kurumasına neden olacak boyutta bulunmadığı, sulama ile telafi edilebileceği, toprağın ve bakımın yetersiz olduğu ifade edilmiş ve taban suyundaki düşüklük kuruma nedeni olarak görülmemiştir. Dosyadaki tüm bu raporlardan davalı tarafın eylemi nedeniyle davacı parselinin bir bölümünün askıya alınıp taban suyunun azaldığı, böylece sulama yapma zorunluluğu bulunduğu tarım araç ve gereçlerinin çalışması yönünden güvensiz bölge haline geldiği, eski hale gelmesinin mümkün bulunmadığı ve bütün bunların değer düşüklüğüne yol açtığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının zararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Taban suyunun azalması, ağaçlardaki kurumanın tek nedeni olmayabilir. Ancak hiç etkili olmadığı da söylenemez. Nitekim zirai bilirkişiler de ilave sulama yapılması gerektiğini bildirmişlerdir. O halde taban suyunun azalmasının kurumaya etki oranının belirlenmesi veya sulama nedeniyle katlanılması gereken masrafın belirlenerek hüküm altına alınması gerekir. Ayrıca davacının taşınmazında son keşif tarihi itibariyle bir kopma olmadığı ifade edilmiş ise de taşınmaz eski haline getirilmediğine göre her an kopma, kayma veya çökmeye maruz kalabilir. Mahkemece davacı parselinin eski hale gelme masrafının belirlenmesi ve tahsiline karar verilmesi gerekir. Taşınmazın eski hale getirilmesi için alınması gerekli bütün tedbirlere karşın tanımazda değer düşüklüğü oluşuyorsa o da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yönler gözetilmeksizin davanın yazılı şekilde reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- Gerekçesi açıklanmadan davalı A. R. Karatay hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda bir ve iki nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15.12.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy