(818 S. K. m. 41)
Dava: Davacı Abdullah Yılmaz vekili Avukat Çetin Tekdoğan tarafından, davalı Karadeniz Bakır İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürlüğü aleyhine 20.4.2000 gününde verilen dilekçe ile çevre zararı nedeniyle bakiye tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 4.7.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı Abdullah Yılmaz vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalının işletmesinden çıkan zararlı gazların taşınmazlarına ve bu bağlamda üzerindeki bitki örtüsüne zarar verdiğini belirterek ödetme kararı verilmesini istemiştir.
Davalının süresi içinde ve usulüne uygun olarak zamanaşımı def'inde bulunması üzerine mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre davacının eldeki iş bu davadan daha önce ve 24.7.1996 tarihinde aynı yerlerle ilgili ve aynı nedenden dolayı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle tazminat isteminde bulunduğu ve tazminatın ödenmesi halinde zarar gören taşınmazların davalı adına devrine ve bu bağlamda da tesciline karar verilmesini de istemiştir. Anılan ve bozmadan sonra 1999/189 esas numarası verilen o davanın 22.2.2000 tarihinde karar bağlandığı; kararda davacının zararının daha fazla olduğu ancak istemle bağlı olmak suretiyle istediği tazminata hükmedildiği, bununla bağlantılı olarak hüküm altına alınan tazminat miktarının ödenmesi durumunda da taşınmazların davalı adına tapuya tesciline karar verildiği ve bu kararın 18.7.2000 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Eldeki işbu dava ise 20.4.2000 tarihinde açılmış, dilekçede daha önceki davanın devamı aşamasında 2.12.1997 tarihinde alınan raporda belirlenen fazlaya ilişkin zarar miktarı talep edilmiştir. Görüldüğü üzere davacının taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının bedelinin ödenmesi durumunda davalı adına tescil edilmesini istediği anlaşılmaktadır. Nitekim, daha önce kurulan ve eldeki işbu davanın açıldığı tarihte kesinleşmeyen hükümle de taşınmazın davalı adına tesciline karar verildiği görülecektir. Davacının o davadaki talebi gözetildiğinde davacının taşınmazının tam karşılığı verilmek suretiyle mülkiyetini devretmeyi istediği, şimdilik 2 milyar lira talep etmekle birlikte fazlaya ilişkin hakkını saklı tuttuğu ve henüz o karar kesinleşmeden ve hüküm altına alınan kararı icraya koymadan eldeki işbu davayı açtığı, böylece taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının devam ettiği görülecektir. Aksi halde davacının bir bölümünü talep ettiği taşınmazın bedeli ödenerek davalı idareye geçmiş olacaktır ki buda tarafların çıkar dengelerine uygun olmadığı gibi davacının henüz taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının devam etmesine karşın kaybetmesi sonucunu doğuracaktır. Davacının ilk davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadan tazminat isteminde bulunmuş olsa ve mahkemece de bu yönde hüküm kurulup mülkiyetin davalı adına tescili yönünde bir hüküm kurulmamış olması halinde ancak zamanaşımından söz edilebilir. Davacının istemi ve mahkemece bu istem doğrultusunda kurulan hüküm zararın salt haksız eylem karşılığı değil, aynı zamanda mülkiyet hakkının da devrini taşımış olması nedeniyle zamanaşımının gerçekleşmemiş olduğunu kabul edilmek gerekir.
Şu durumda mahkemece işin esası incelenmek suretiyle varılacak sonuç uyarınca kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15.02.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava, maden arama ve çıkarma eylemi sonucu davacıya ait taşınmazlarda meydana gelen zararın giderimine ilişkindir.
Yerel Mahkemede yapılan yargılama sonunda; davacının zararı ve faili 02.12.1997 tarihli raporla öğrendiğini, davanın bu öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içerisinde açılmasının gerektiğini, bu süreye riayet edilmediğinden, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine; dairemiz kurulunun sayın çoğunluğunca verilen bozma kararında, davacıların zarar gören taşınmaz mallar üzerinde mülkiyet hakları devam ettiğine göre zamanaşımı işlemediğinden yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Aşağıda açıklanan nedenlerden ötürü sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz.
Davacı tarafından açılan ilk davada zarar gören taşınmazların sürüm bedellerinin ödenmesini ve bu yerlerin davalı kurum adına terkini istenmiştir. Borçka Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/189 esas ve 2000/22 karar sayılı ilk dosyada mevcut 02.12.1997 tarihli bilirkişi raporuna karşı davacı vekili bir itirazda bulunmamış ve bu rapora göre karar verilmesini istemiştir. Nitekim bu rapor esas alınmak suretiyle hüküm kurulmuştur.
Yukarıda belirtildiği üzere eldeki dava ek davadır. Davacı vekili 02.12.1997 günlü rapora itiraz etmemiş ve hükümde bu rapor esas alınmak suretiyle kurulmuştur. Bu durumda, davacı faili daha önceden de bildiği ancak gerçek zararını da en geç bu raporla öğrendiği bir olgudur. O halde davanın bu tarihten itibaren bir yıl içinde açılması icap eder. Dava niteliği itibari ile haksız eylem sonucu oluşan zararın giderimine ilişkindir. Somut olayın özelliği nedeniyle mülkiyetin aynı ile bir ilgisi olmadığı gibi burada tapuda mülkiyetin terkinine ilişkin kararda esaslı bir unsur değildir. Olayda haksız fiillere ilişkin B.K.nun 60. maddesinde yer alan zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekir. Aynı yasanın 133. maddesinde zamanaşımını kesen olgular belirtilmiştir.
Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması zamanaşımını kesen bir olgu olmadığı gibi, yıllar önce kültür toprağı niteliğini yitiren ve davacı ile eylemli bağı olmayan taşınmazların tapuda bu yerlerin davacı adına kayıtlı bulunması da zaman aşımını kesen bir olgu olamaz.
Tüm bu durumlar birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı bakımından davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyoruz. 15.02.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy