(2330 S. K. m. 1, 2, 3, 6) (818 S. K. m. 50, 51) (4. HD 23.2.2000 T. 2000/4-103 E. 2000/124 K.)
Dava: Taraflara arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen kararın; Dairemizin 20.12.1999 günlü ve 1998/9244 1999/11291 sayılı ilamıyla onanmasına kaarr verilmiştir. Sür es içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarnıca tetkik hakim tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, davacı idarede görevli bulunan iki polis memurunun görevde bulndukları sarısanda davalılara ait aracın çarpması sonucu yararlanmaları nedeniyle ve 2330 sayılı Yasa gereğince idarenin ödediği nakdi tazminatın rucuan davalılardan alınması istemine ilişkindir. yerel mahkeme, dönme (rücu) hakkında dayanılarak açılan davayı hazinece ödenen tazminatın devletle memuru arasındaki ilişkiden kaynaklanan ve devletin bir "ihsanı" olarak nitelenebilecek tazminat olduğu düşüncesiyl ve haksız fiil soncu zarar gören bu yasa kapsamındaki kişi olması yüzünden davaıların daha çok tazminat ödemek zorunda bırakılmıyacağ gerekçesiyle reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiş, dairemizcede karar onanmıştır.
Karar düzeltme istemi üzerine yeniden yapılan incelemede:
Görevli polis memurlarının yararlanmalarından dolayı; davacı idare, çalıştıran sıfatıyla ve 2330 sayılı Yasa gereğince, davalılar ise BK, 41. maddesi ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası kuralları uyarınca sorumludurlar. Zarar gören, zararın giderimi sorumlulardan birinden, bir kısmından ya da tamamından isteyebilir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 2330 sayılı Yasa gereği ödenen nakdi tazminatların mahiyet ve niteliğini saptamak gerekir. Yasada, ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak aylıkların maddi ve manevi zararların karşılığı olduğu belirtilirken tazminat kapsamlarının ve ayırımlarının gösteilmemiş; yasanın yürürlüğü 1.1.1968 tarihli başlangıç alınmasına karşın rücu (dönme) hakkının netleştirilmemiş olması yasanın yoruma ihtiyaç duyuları yönledir.
Devlet, tazminat sorumluluğunu peşinen kabul ederek 2330 sayılı Yasanın 1, 2, 3 ve 6. maddeleri ile hizmetinde olan kişilerden ölenlerin yaal mirasçılarına; başkasının bakımına muhtaç derecede malul kalan, sakatlanan ve yararlananların kendilerine, uğranılan zararın giderimini üstlenmiştir. Ancak bütçe olanakları evlenmediği takdirde nakdi tazminat miktarını yarıya indirilmesine veya vakti tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Bakanlar kurulu Yetkili kılınmıştır.
Bu yasa, daha önce var olan yasalarla değişik yasalardaki bazı hükümler arasında mevcut dağınıklığa ve aynı zamanda Danıştay, Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararları arasınad uygulamalarına oluşan çelişkiyi gidtermek için çıkarılmıştır. Somut uyuşmazlığın çözümüyle yakından ilgili olan 2330 sayılı Yasanın 6. maddesinde "Bu kanun hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığı uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığıdır. Yrgı mercilerince maddei ve manevi zaarrlar karşılığı olarak kurumalrın ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen maddi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıklar gözönünde tutulur." hükmü yer almış bulunmaktadır.
Yasanın görüşülmesi sırasında komisyon sözcüsü, maddede yer alan tazminatlarla ilgili olarak "...bu tazminatlar madde ve manevi zararların karşılığıdır dememiz.... destekten yoksunluk tazminat davalarında mahsup cihetine gidilmesini amaçlamaktadır..." biçiminde açıklama yapmıştır.
O halde, gerek yasanın açık kuralına, gerekse yasa tekliinin görüşüldüğü sırada yapılan açıklamalara göre, rücu (dönme) davasına konu olan ve devletin ödediği nakdi tazminat, faili meçhul olaylarda, zarar görenleri ortada bırakmamak ve bu yolda açılacak davaların uzamasından dolayı onalrı mağdur etmemek üzere acilen ödeen bir tazminat; başka bir anlatımla ileride bu yolda açılacak tazminat davalarında gözetilip mahsup edilmek üzere yapılan bir ödemedir.
Bu saptamadan sonra konuun açıklığa kavuşturulması bakımından uyuşmazlığı çözümünü sağlayacak eksik teselsül (eksik dayanışmalı sorumluluk) kuralının irdelenmesi gerekir.
BK. 51. ve devam eden maddelerinde birden çok nedene dayalı olarak sorumluların (haksız muamele, akit, kanun) olması durumunda, birlikte zarara neden olanlar hakkındaki hükümlere göre işlem yapılacağı öngörülmüştür.
Kural olarak haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse, en ev vel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mes'ul olan kimse en sonra, zarar ile mükellef olur.
Görüldüğü gibi BK. 51. maddesi ile aynı Yasanın tam teselsülü içeren 50. madesine yollama yapılamaktadır. Buna göre, birden çok kimseler, değişik hukuksal nedenlerle sorumlu oldukları takdirde, zarar gören tam dayanışlamı sorumlulukta olduğu gibi giderim isteminin bir bölümünü ya da tamamını bu sorumlulardan birinden, birkaçından ya da hepsinden istemde bulunabilir. Borçlulardan birinin yaptığı ödeme, ödenen miktar oranında diğerini veya diğerlerini borçtan kurtarır ve daha sonra, ödeme yapanın diğerlerine karşı rücu (dönme) hakkı doğabilir.
Eksik teselsül halinde, aynı zarardan birden çok kişiin sorumlu tutulmalarını, tam teselsülün aksine, birden çok kişiin bu zarardan dolayı ortak kusurları nedeniyle değil, değişik hukuksal nedenlerle sorumlu olmamalarına bağlanmıştır. BK.nun 50. maddesi hükmü, rücu hakkını kusur oranına; 51 madde de ise belli bir sıralamaya dayandırmaktadır. Haksız fiil taili ödemede bulunmuşsa kimseye rücu edemezken, yasadan dolayı sorumlu kişi sözleşme nedeniyle sorumlu kişiye ve haksız fiil failine rücu edebilir.
Somut olayda, haksız fiil faili, devleti mağdura karşı 2330 sayılı Yasa uyarınca tazminat ödeme külfeti altına sokmuş ve Devletin zarar görene ödeme yapması ile onun mal varlığında bir eksilmeye neden olmuştur. bir başka anlatımla failin eylem ve davranışı devlete karşı da işlenmiş bir hnaksız fiildir. ortaklaşa kusurları olmadığı halde davanın tarafları, aynı zarardan değişik nhkuksal nedenlerle sorumlu olduklarından davacı idare ödemede blunmuş ve bu dava ile de trafik kazasına neden olan aracın sürücüsüile işletenine rücu hakkında dayanarak dava açmıştır.
Her ne kadar dairemizin önceki kararları 2330 sayılı Yasa uyarınca devlmeteçe yapılan ödemelerin rücu edilemeyeceği yönündeysede, Yargıtay HGK'nun oybirliği ile alınmış 23.2.2000 gün ve 2000/4-103 esas, 124 karar sayılı kararında açıklann ve dairemizcede benimsenen yukarıda ilkeler doğrultusunda davacının rücu ( dönme) hakkının varlığı kaul edilmeli; gerekli araştırma ve incelem yapılıp ödemenin haksız eylemde bulunanın meydana getidiği zarardan kaynaklandığı belirlendiği takdirde; istem kabul edilmelidir. Açıklanan bu nedenlerle davanın reddine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken onanmış bulunduğundan davacının karar düzeltme istemi HUMK'nun 440 ve sonraki maddeleri gereğince kabul edilmelidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme isteminin kabulüyle; dairemizin 20.12.1999 tarih ve 1999/9244-11291 sayılı onama kararının kalıdrılarak yerel mahkeme kararının gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA), 2.3.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy