(2709 S. K. m. 36) (743 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı İ. K. Menekşe'ye vekaleten kendisine asalet Avukat E. Gürsel tarafından, davalılar C. Korap ile SSK Genel Müdürlüğü aleyhine 19.1.1998 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 30.12.1999 günü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı İ. K. Menekşe vekili ile davacı E. Gürsel tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacıların Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü hakkındaki temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacıların diğer davalı C. Korap halandaki temyiz itirazlarına gelince; dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davalı C. Korap tarafından Cumhuriyet Savcılığına verilen dilekçe ile davacılardan İ. K. Menekşe'nin evrakta sahtecilik yapmak suretiyle resmi mercileri yanılttığı, bu eylemi gerçekleştirmek için hukuki bilgisi ve deneyimi olan bir kimseden (muhtemelen SSK'dan emekli avukatından) yardım aldığı ifade ederek, hem İ. K. Menekşe'nin hem de adı geçenin avukatı olan diğer davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirten davacılar manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Yerel mahkemece, istem reddedilmiş, karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Hak arama hürriyeti, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenmiştir. Kural olarak suçların kovuşturulması maksadı ile yetkili makamlara yapılacak şikayetler hukuka aykırı sayılmazlar. Ancak Anayasa teminatı altında bulunan her hak ve özgürlük gibi, hak arama hürriyeti de sınırsız değildir. Özellikle kişilerin aleyhine ve kötüye kullanılamaz; bu husus anılan 36. maddede herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle hak arama hürriyetini kullanabileceği belirtilmiştir. Bu durumda, davalının hak arama hürriyeti ile davacıların çatışan kişilik haklarının sınırının Medeni Kanunun 1. maddesindeki ana kurallar uyarınca hakim tarafından büyük bir özenle çizilmesi gerekir. Çünkü kişilik haklarına saldırıda bulunan kimse eğer en üstün çıkartan korumak için davranmışsa, davacının saldırıya uğrayan kişilik hakkı korumadan yararlanamayacaktır. Ancak ihbar ve şikayet hakkının izlediği hedeflerin korunmaya değer bulunması tek başına yeterli değildir. Özellikle başvurulan araçlar yönünden de aşın davranılmaması gerekir. Ağır sonuçlan olan suçlara ilişkin şikayet ve ihbarın yapılmasında bunu yaparım yeterince ciddi ve inandırıcı kanıtlara sahip olması hiçbir zaman böyle kanıtlar olmadan uzak ihtimallere göre ihbar ve şikayet hakkının kullanılmaması gerekir. Elinde şikayet ve müracaatı destekleyen bir emare (belirti) mevcut olmadan, durum şikayetçi tarafından gereği ve yeteri kadar araştırılmadan ve şikayet ve ihbarda bulunması halinde bu hareket ihbar ve şikayette bulunan Borçlar Kanununun 49. maddesi gereğince manevi tazminatla sorumluluğu gerektirir.
Olayımıza gelince, davacılardan İ. K. Menekşe isteğe bağlı emeklilik hakkından yararlanmak için Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurmuş, dilekçesi işleme konulurken başka bir İ. Menekşe'nin sigorta sicil numarası kurum çalışanları tarafından dilekçeye yazılmış, adı geçen davacı bir süre prim ödedikten ve emekli aylığı almak için başvurduktan sonra kurum kendi yanlışlığını fark ederek İ. K. Menekşe'nin isteğe bağlı emeklilik istemini reddetmiştir. Olayın bu şekilde geliştiği dönemde diğer davacı E. Gürsel henüz İ. K. Menekşe'nin avukatı değildir. Bu durumda, kurum tarafından isteğe bağlı sigortalılık işleminin yapılmasında davacının bir kusuru bulunmadığı, sigorta numarasının kurumdaki görevlilerce yanlışlıkla verildiği, buna rağmen kurum avukatı olan davalının davacı İ. K. Menekşe hakkında resmi evrakta sahtecilik gibi suçlamada bulunmasının ve bu eylemi gerçekleştirmek için SSK'dan emekli avukatından yardım aldığını ileri sürmüş olmasının Borçlar Kanununun 49. maddesinin uygulanmasını gerektiren bir haksız eylem niteliğinde olduğu benimsenmelidir. Yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular gözetilerek manevi tazminat kapsamının belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11.05.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy