(743 S. K. m. 4)
Dava: Davacı Yaşar Sarıoğlu vekili Avukat S. Hilmi Özkan tarafından, davalı Halil İbrahim Serbest aleyhine 25.8.1999 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin kısmen kabulüne dair verilen 25.11.1999 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 20.6.2000 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı asil Halil İbrahim Serbest geldi, karşı taraftan davacı vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nısfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olayın oluş ve akışı ve tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ve yukarıdaki ilkelere göre takdir edilen manevi tazminat çoktur. Daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20.06.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI:
Davaya konu edilen olayda, davalının davacı olan hakime görevi başında ve görevinden dolayı Beni mi tutukladınız, Adalet bu kadar ayaklar altına alındı. biçiminde sözler kullandığı, dosya kapsamı ile bu maddi olguyu belirleyen ve davalının hükümlülüğüne dair bulunan ceza dosyası ile sabittir.
Olayın gelişimi itibariyle, davalının vekilliğini yaptığı bir kişinin ceza sorgulaması sonunda tutuklanması üzerine yukarıdaki sözleri kullandığı anlaşılmaktadır. Davalı bir Avukattır ve hukuk adamıdır. Hakimin yaptığı bir işleme karşı bu şekildeki davranışı ağır kusuru oluşturur.
Hukukumuzda, manevi tazminatın miktarını belirleyen yasal bir düzenleme bulunmamakla birlikte (3984 sayılı yasanın 28. maddesi hariç) BK.nun 49. maddesi, miktarın belirlenmesinde bazı ölçütlerin göz önünde tutulması öngörülmüştür. Böylece hükmün yasal dayanağı BK.nun 49/2. maddesidir. Anılan madde de hakimin tazminat miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumları da gözönünde tutacağı öngörülmüştür. Tazminat miktarının takdirinde aranın ve yanların sıfat ve makamı ile ilgili hususları yukarıda belirttik. Yanların, toplumun üst katmanlarında yer alan ve toplumun çoğunluğunca tanınan kişiler oldukları bir olasılık olarak kabul edilmelidir. Gerek saldırıda bulunanın ve gerekse karşı tarafın, böyle bir olgu karşısındaki durumlarının toplumun çok daha fazla kesimince duyulacağı ve bunun sonunda da, toplumun bu kişilere bakışının buna göre önem taşıyacağı açıktır. Diğer unsur ise, yazıların sosyal ve ekonomik koşullar ile paranın alım gücüde gözetildiğinde, yanların toplumda sosyal yeri olan kişiler oldukları, ekonomik açıdan da yine ortanın üstünde gelir düzeyine sahip bulundukları kabul edilmelidir. Paranın alım gücünün son derece zayıf olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.
Somut olayda, davacı bir yargıçtır. Davalının hukuka aykırı eyleminin oluşmasına haksız bir davranışı ile neden de olmamıştır. Davalının davranışı, salt davacıya karşı değil, yargılamanın sağlıklı yürümesini de etkiler niteliktedir.
Mahkemece, davacının talep ettiği tazminatın yarısı olan bir milyar liraya hükmetmiştir Takdirde bir hata yoktur.
Açıkladığım tüm bu olgular gözetildiğinde, talep edilen ve hüküm altına alınan tazminat miktarının uygun olduğu, indirim yoluna gidilmesini öngören çoğunluk kararının somut olaya uygun düşmediğini düşünmekteyim. Bu nedenle, bozma gerekçesine katılamıyorum. 20.06.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy