(1086 S. K. m. 237) (743 S. K. m. 698)
Dava: Davacı Aydın ... vekili Avukat Hamit ... tarafından, davalı Havva ... ve arkadaşları aleyhine 27.05.1996 gününde verilen dilekçe ile muhtesatın aidiyetinin tespitinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 11.05.1999 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, muhtesatın aidiyetinin tespitine ilişkindir. Mahkemece, davacının tespit davası açmakta hukuksal yararı bulunmadığı belirtilerek dava reddedilmiştir.
Dava konusu binanın bulunduğu taşınmazın sahipleri, buraya kat karşılığı apartman inşa ettikten sonra bazı dairelerini üçüncü kişilere satmışlardır. Apartmanda kat mülkiyeti ve irtifakı kurulmadığından binadan daire satın alanlar, tapudaki işlemlerde arsadan hisse satın almışlardır. Davacı da, binada daire sahibi ve tapuda 2/18 oranında hissedardır. Diğer ortakların, paydaşlığın giderilmesi davası açmaları sonucu Sulh Hukuk Mahkemesi ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar vermiş ve karar 04.03.1996 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Taşınmazın henüz satışı gerçekleşmiş değildir.
Şu durum karşısında; ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildikten sonra henüz satış işlemi yapılmadığına göre davacının tespit davası açmakta hukuksal yararı vardır. Bu nedenle mahkemenin hukuksal yarar yokluğundan dolayı dava reddetmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05.06.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava türü olarak tespit davaları hakkında usul kanunumuzda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, istisnai hallerde bu tür davaların da açılabileceği Yargıtay içtihatları ile kabul edile gelmektedir. Bu dava türünden amaç bir hukuki ilişkinin (münasebetin) var olup olmadığının belirlenmesidir. Ancak; bu belirlemenin yapılmış olmasının tek başına sonuç doğurabileceği hallerde bu tür davayı açmakta hukuki yararın varlığından söz edilir. Bu dava türünün tipik örneği ortaklar arasında ortaklığın giderilmesine konu olan taşınmaz üzerinde bulunan yapının, ortaklardan biri veya birkaçı tarafından yapılmış olduğunun tespiti davasıdır. Bu dava olumlu sonuçlandığında, ortak taşınmazın satışından elde edilen paranın ilgililere dağıtımı sırasında yapı bedeli o yapıyı yapmış olanlara, geri kalan para da hisseleri nispetinde ortaklara verilmek suretiyle ortaklık sona erdirilecektir. Örneğe dikkat edildiğinde tespit kararı başka bir karara gerek kalmaksızın sonuç doğurmaktadır. Eğer taşınmazın sahipleri yapının yapanının kim olduğu konusundaki anlaşmazlıklarından başka veya bu anlaşmazlık yanında, yapının yapılış biçimi ve doğan sonuçtan kimin ne nispette hak sahibi olacağı konusunda da (MK. 648 ve devamı maddelerindeki haklar bakımından) anlaşmazlık halinde iseler bu durumda eda davası açılması gerekeceğinden, tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilemez. O halde, bir dava ile istenilen hususta verilecek karar belli bir sonuç doğurmayacaksa o davayı açmakta hukuki yararın bulunmadığı kabul edilir. Bu yalnızca tespit davasında değil her tür davada böyledir.
Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi hakim tarafından kendiliğinden göz önünde bulundurulacak şartlardandır. Diğer dava şartları gibi bu şartın bulunup bulunmadığını değerlendirecek hakim, hukuki yarar yokluğu halinde işin esasına girişmeksizin davayı reddedecektir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma diğer dava türlerinden birinin de açılmasını gerektiriyorsa o zaman tespit davası açmakta hukuki yararın varlığı düşünülemez. Uygulamadaki yerleşmiş ifadesi ile eda davası açılacak hallerde tespit davası açılamaz. Zira, öteki tür davaların hepsinin içinde tespit öğesi de vardır. Mahkeme önce tespiti yapıp sonra yaptırıma karar verecektir. Bu düşüncenin devamı olarak, açılacak bir davada veya halen devam etmekte olan bir davada, iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek konular içinde tespit davasının açılamayacağının kabulü gerekir. Benzer bir durum da idari işlere esas olacak isteklerde kendini gösterir. İdareyi belli bir konuda karar vermeye, eylem ve işlem yapmaya yönlendirecek nitelikte tespit kararı vermekte mümkün değildir. Aksinin düşünülmesi halinde görev alanına karışma sakıncasının yanında, idarenin tespit kararı ile kendisini bağlı saymaması halinde gereksiz karar verilmiş olacağından karara saygı ilkesi zedelenir. İdari yargıda tespit davası türünün bulunmaması da bu tür tespit isteklerinin kabul edilmesi için haklı neden sayılamaz. Ayrıca, ilgili kamu idaresinin uyuşmazlığın çözümünde diğer dava türleri yerine tespit davası yoluyla verilecek kararı yeterli bulması da tespit davasının açılmasını haklı göstermez. Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi kararı uygulayacak kişi veya merciin sübjektif tercihine göre değil hukuki gereklerine göre belirlenir.
Eldeki davada, tespit istenilen taşınmaz hakkında ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiği ve satış bedelinin de hisselere nispetinde ortaklara verilmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Özellikle dikkat edilmesi gereken husus taşınmaz üzerinde yapı ayrıntısına ve özellikle tespit istenilen dairenin bedeli konusuna kararda yer verilmemesidir. Bu karara göre kararı uygulamakla görevlendirilen satış memuru taşınmazı usulüne uygun surette satıp satış bedelini tapudaki ve veraset ilamlarındaki hisseleri nispetinde hissedarlara verecektir. Satış memurunun bu kararın dışına çıkması mümkün değildir. Ortaklığın giderilmesine karar veren hakimin karardan elini çekmiş olması nedeniyle kararda değişiklik yapması olanağı yoktur. Ortaklığın giderilmesi davasının kesinleşmiş olması nedeniyle verilen tespit kararı uygulanması mümkün olmayan bir karar olduğundan ve dava açılması sırasında da bu vasıfta karar olacağı anlaşılması gerektiğinden, bu davanın açılmasında hukuki yarar yoktur. Mahkemenin davayı reddetmiş olması doğru olduğundan bozma kararına katılamıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy