(818 S. K. m. 41, 42, 43, 44, 49)
Dava: Davacı A. K. vekili Avukat R. B. tarafından, davalılar Milliyet Gazetecilik A.Ş. ve diğerleri aleyhine 2.7.1999 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı 3 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece, istemin kısmen kabulü ile 1 milyar lira manevi tazminat alınmasına dair verilen 30.12.1999 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 27.6.2000 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili gelmedi, karşı taraftan davacı vekili Avukat R. B. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalı gazetede Cumhuriyet Halk Partisinin 9. Olağanüstü Kurultayında Parti Meclisi seçimi öncesinde delegelere dağıtılan liste ile ilgili olarak Keskin'in operasyonu yarım kaldı, korsan liste şeklinde verilen haberde kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, haberin gerçek olmadığını, yayında sözü edilen listeyi kendisinin hazırlamadığını, Genel Başkan listesi diye sunmadığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar haberin gerçek olduğunu savunmuş; yerel mahkemece, yayında davacının kişilik haklarını zedeleyici ifadeler bulunmadığı, parti genel başkanı dışında Baykalcı kesim tarafından hazırlanmış ayrı bir liste bulunduğunu ifade etmek amacıyla yazıldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı gerekçesiyle istem reddedilmiş, karar davacı ile davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Basının başlıca görevlerinden birisi ve en önemlisi; zamanında gereken ayrıntıları ile ve doğru olarak, kamu yararı bulunan haberleri toplayıp halka, topluma ulaştırarak, böylece toplumun düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve neticede kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağlayarak toplumun denetimine aracı olmaktır. Anayasal bir değer taşıyan basının haber verme hakkı, bu hakkın sınırları içinde kalındığı sürece hukuka uygun sayılacak ve böyle bir hakkın kullanılmasında kişiler olumsuz yönde etkilense bile haber hukuka aykırı sayılmayacaktır. Bu durumda verilen bir haberin hangi hallerde hukuka uygun sayılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Çünkü basın yoluyla haber verme hakkı ile kişilik haklarının sınırlarının belirlenmesi bu sorunun çözümüne bağlı olmaktadır. Doktrinde ve uygulamada benimsenen baskın görüşe göre basının haber verme hakkı gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık temel kuralları ile sınırlıdır. Eğer bir haber ya da yazı bu temel kurallardan birisine ters düşmüyorsa, bu takdirde hakkın hukuka aykırılığından söz edilmesi olanağı kalmayacaktır. Somut olayda, davacı haberin gerçek olmadığını belirtmiş, davalılar ise haberin gerçek olduğunu savunarak bu konudaki delillerini mahkemeye vermişlerdir.
Davaya konu edilen olayda, uyuşmazlık haberin gerçek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Şu durumda mahkemece yapılacak iş, davalıların delilleri toplanmalı, bu bağlamda tanıkları dinlenmeli, haberin gerçek olup olmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece anılan yönler gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, davacının temyiz itirazlarını incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.06.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy