(2942 S. K. m. 11, 12, 19) (743 S. K. m. 648)
Davacı Abdulkadir ... vekili Avukat tarafından, davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı aleyhine 11.1.1999 gününde verilen dilekçe ile zilyetliğin tespitinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 7.3.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Bakanlık adına Hazine avukatı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA; 23.10.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava türü olarak tespit davaları hakkında usul kanunumuzda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, istisnai hallerde bu tür davaların da açılabileceği Yargıtay içtihatları ile kabul edile gelmektedir. Bu dava türünden amaç bir hukuki ilişkinin (münasebetin) var olup olmadığının belirlenmesidir. Ancak; bu belirlemenin yapılmış olmasının tek başına sonuç doğurabileceği hallerde bu tür davayı açmakta hukuki yararın varlığından söz edilir. Bu dava türünün tipik örneği ortaklar arasında ortaklığın giderilmesine konu olan taşınmaz üzerinde bulunan yapının, ortaklardan biri veya birkaçı tarafından yapılmış olduğunun tespiti davasıdır. Bu dava olumlu sonuçlandığında, ortak taşınmazın satışından elde edilen paranın ilgililere dağıtımı sırasında yapı bedeli o yapıyı yapmış olanlara, geri kalan para da hisseleri nispetinde ortaklara verilmek suretiyle ortaklık sona erdirilecektir. Örneğe dikkat edildiğinde tespit kararı başka bir karara gerek kalmaksızın sonuç doğurmaktadır. Eğer taşınmazın sahipleri yapının yapanının kim olduğu konusundaki anlaşmazlıklarından başka veya bu anlaşmazlık yanında, yapının yapılış biçimi ve doğan sonuçtan kimin ne nispette hak sahibi olacağı konusunda da (MK. 648 ve devamı maddelerindeki haklar bakımından) anlaşmazlık halinde iseler bu durumda eda davası açılması gerekeceğinden, tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilemez. O halde, bir dava ile istenilen hususta verilecek karar belli bir sonuç doğurmayacaksa o davayı açmakta hukuki yararın bulunmadığı kabul edilir. Bu yalnızca tespit davasında değil her tür davada böyledir.
Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi hakim tarafından kendiliğinden göz önünde bulundurulacak şartlardandır. Diğer dava şartları gibi bu şartın bulunup bulunmadığını değerlendirecek hakim, hukuki yarar yokluğu halinde işin esasına girişmeksizin davayı reddecektir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma diğer dava türlerinden birinin de açılmasını gerektiriyorsa o zaman tespit davası açmakta hukuki yararın varlığı düşünülemez. Uygulamadaki yerleşmiş ifadesi ile eda davası açılacak hallerde tespit davası açılamaz. Zira, öteki tür davaların hepsinin içinde tespit öğesi de vardır. Mahkeme önce tespiti yapıp sonra yaptırıma karar verecektir. Bu düşüncenin devamı olarak, açılacak bir davada veya halen devam etmekte olan bir davada, iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek konular içinde tespit davasının açılamayacağının kabulü gerekir. Benzer bir durum da idari işlere esas olacak isteklerde kendini gösterir. İdareyi belli bir konuda karar vermeye, eylem ve işlem yapmaya yönlendirecek nitelikte tespit kararı vermekte mümkün değildir. Aksinin düşünülmesi halinde görev alanına karışma sakıncasının yanında, idarenin tespit kararı ile kendisini bağlı saymaması halinde gereksiz karar verilmiş olacağından karara saygı ilkesi zedelenir. İdari yargıda tespit davası türünün bulunmaması da bu tür tespit isteklerinin kabul edilmesi için haklı neden sayılamaz. Ayrıca, ilgili kamu idaresinin uyuşmazlığın çözümünde diğer dava türleri yerine tespit davası yoluyla verilecek kararı yeterli bulması da tespit davasının açılmasını haklı göstermez. Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi kararı uygulayacak kişi veya merciin sübjektif tercihine göre değil hukuki gereklerine göre belirlenir.
Yukarıdaki genel bilgilerin ışığında eldeki davaya gelince: köy boşluğundaki yapıların davacının olduğunun tespitine karar verilmesi istenmiş, köy muhtarlığı ile hazinenin hasım gösterildiği bu davada, keşif yapılmak suretiyle yerel ve teknik bilirkişiler ile tanıklar dinlenerek, talep gibi karar verilmiş, Dairemizce de karar yukarıdaki biçimde onanmıştır.
Davanın açılış sebebi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kamulaştırma işlemi nedeniyle, yapıyı kendisinin yaptığını iddia eden davacının, yapı bedelini ilgili idareden almaktır. 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesinin sondan bir önceki fıkrasında düzenlenmiş olan Başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırılmasında, bina ve ağaçların 11 ve 12. maddeler uyarınca takdir olunan bedeli zilyedine ödenir şeklindeki hüküm isteğinin kanuni dayanağını oluşturmaktadır. Kamulaştırma Kanununun düzenlemesine göre; kamulaştırmayı yapan idare kamulaştırmasını yapacağı taşınmazın tüm özelliklerini tespit edecek, kamulaştırma bedelini hangi nispette kime veya kimlere, hangi nedenle vereceğini belirleyecektir. Bu belirlemeyi yaparken arzın üzerinde yapı varsa o yapıya ayrıca bedel belirleyip belirlemediğini, bu yapının bedelini arz malikine mi yoksa başkasına mı vereceğini de kararlaştıracaktır. Kamulaştırmayı yapan idarenin yapması gerekirken yapmadığı veya yanlış yaptığı belirlemelere karşı da ilgililer idari ve adli yargı yerlerine başvuracaklardır. Bu başvurular kaideden tespit davası türünde olamazlar. Örneklendirilecek olursa İdare bir taşınmaza değer belirlemesi yaparken o taşınmaz üzerindeki yapı veya ağaçları görmezden gelmişse veya bunları taşınmaz maliklerinden ayrı bir kişinin olduğunu belirtir şekilde tespit yapmamışsa, ilk örnekteki taşınmaz sahibi, ikinci örnekteki arz malikinden ayrı yapı sahibi eda davası ile eksiklikten doğan ve kaybedilme tehlikesinde olan haklarına ulaşacaklardır. Birinci örnekteki durumda arzın üzerinde yapı bulunduğu ve buna bedel belirlemesi yapılmadığı takdirde verilecek tesbit kararının hiçbir sonuç doğurması mümkün değildir. İkinci örnek içinde, arzın mütemmim cüzü esasına göre yapıya belirlenmiş bedeli arz maliki alacağından yapının yapanının tesbit edilmiş olması yolu ile o bedel tespit yaptırmış olana ödenemez. Bu nedenlerle kamulaştırmayı yapan idareden gerekli bilgi ve belgeler getirtilerek tespit davası açmanın yeterli olup olmadığını denetlemede zaruret vardır.
Gelen bilgi ve belgeler incelenirken, kamulaştırmayı yapan idarenin, yaptığı hazırlık çalışması sırasında davaya konu edilen yapı ve ağaçların arz üzerinde mevcut olup olmadığını, mevcutsa arz maliki üzerine mi yoksa başka kişiler üzerine mi tespit ettiğini değerlendirmek gerekir. Eğer idare dava konusu edilen yapı veya ağaçların varlığını hiç değerlendirmemişse yapılacak işlem idare aleyhine yapılan kamulaştırma işleminin hatalı olduğunu, yapı veya ağaç varken bunların göz ardı edildiğini bildirmek ve bu hatanın düzeltilmesini istemektir. Aynı şekilde, yapı ve ağaçlar arz maliki üzerine tespit edilmişse mütemmim cüz kuralı gereği bunların bedeli arz malikine ödeneceğinden, bunlar üzerinde hak iddia eden kişi yapılan tespitin hatalı olduğunu, kamulaştırmayı yapan idareyi ve arz malikini hasım göstererek açacağı davada hatayı düzeltme yoluna gidecektir. Bu gibi hallerde tespit davası açmak tek başına sorunu çözen çare değildir.
Yasanın özel maddesinin işlerlik kazanmasının hangi hallerde mümkün olabileceğine bir örnek vermek gerekirse: Kamulaştırmayı yapan idare, arz üzerindeki yapı ve ağaçların varlığını tespit etmiş ve bunlara arzdan başka birinin hak sahibi olduğunu da tespit ederek bu yapı ve ağaçların hak sahibinin kim olduğunu tespit ettirene bedelini ödeyeceğini kayıtlarına almışsa o taktirde tespit davası sonuç doğurabilecektir.
Eldeki davada: Dava konusu edilen muhdesatın kamulaştırılıp bedel ödenmesi gerekip gerekmediği konusunda kamulaştırmayı yapan idarenin henüz bir karar almadığı anlaşılmaktadır. İdareyi belli konuda işlem yapmaya ve karar almaya zorlayıcı nitelikte tespit kararı verilemez. Bu nedenle tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi uygun olmamıştır.
Bu bakımdan onama kararına katılamıyorum. 23.10.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy