(743 S. K. m. 24, 24/A)
Dava: Dava: Davacı V. G. adına Avukat Bülent Konur tarafından, davalı Kazım Bektaşer aleyhine 24.6.1999 gününde verilen dilekçe ile davalının tehdit, hakaret ve manen taciz şeklinde kişilik haklarına saldırıda bulunması nedeniyle 1 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine dair verilen 3.5.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin 10.1.1997 tarihinde bir trafik kazası yaptığını ve davalının oğlunun bu kazada yaralandığını, müvekkilinin de komaya girdiğini, aracının parçalandığını, maddi ve manevi zarara uğradığını, bu karardan dolayı açılan ceza davasında davalının topladığı çocuklara ve velilere sloganlar attırdığını, mahkemece verilen kararı protesto ettiğini, müvekkilinin avukatına da hakarete varan tacizlerde bulunduğunu, bundan sonra ise sistematik bir biçimde sataştığını, taciz ve hakarette bulunduğunu, sürekli mektup ve yazılar gönderdiğini, ev ve iş telefonlarından da rahatsız ettiğini, bu tecavüz ve tehditlerini iyice yoğunlaştırması üzerine müvekkilinin telefonunu kapattırmak zorunda kaldığı, yeni aldığı ve hiçbir yere kaydettirmediği numarayı öğrenen davalının taciz ve saldırılarını sürdürdüğünü, bu nedenle müvekkilinin şehir değiştirmek zorunda kaldığını ancak bunun da taciz ve tehditlerden kurtulmaya yetmediğini, oradaki adres ve telefon numarasını bulan davalının gece gündüz demeden tehdit ve tacizlerini sürdürdüğünü, bu durumdan davacının ve aile mensuplarının iyice bunaldıklarını, manevi üzüntü ve acı çektiklerini ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Davalı ise davacı için kullandığı trafik canavarı sıfatının kendi bulduğu bir sıfat olmadığını, T.C. Devletinin, trafik kazalarına sebebiyet veren kişiler için kullandığı bir sıfat olduğunu, trafik canavarı olan davacıya imzalı olarak yazılar gönderdiğinin doğru olduğunu, ancak mektupla taciz etmediğini, her gün gazetelerde yer alan eğitici yazıları davacıya göndermesinin taciz olmayacağını, davacının emekli olduğu için İzmir'e gittiğini ve başka bir işte çalışmaya başlayacağını, imzası olmayan yazıların kendisine ait olmadığını, davacının iftira ettiğini savunmuştur.
Mahkemece davalının davacıya gönderdiği imzalı ve kaşeli yazılarda kişilik haklarına saldırı bulunmadığı, imzasız ve kaşesiz belgelerin ise davalı tarafından gönderildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle sabit olmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının neden olduğu trafik kazasında davalının oğlunun yaralandığı ve ceza dosyasının derdest olduğu ayrıca yaralanmadan dolayı taraflar arasında tazminat davasının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının davacıya sık sık yazılar gönderdiği, kaza olayını unutturmamak için gayret gösterdiği, hatta davacının İzmir'e yerleşmesinden sonra da yine yazılar göndermeye devam ettiği, tarafların iddia ve savunmasından ve dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu davada üzerinde durulması gereken husus, davalının gönderdiği yazılarda hakaret unsuru bulunup bulunmadığı değil, bu şekilde sürekli olarak yazılar göndermesinin hukuka aykırı olup olmadığı ve bu tür bir eylemin davacının kişiliğine saldırı sayılıp sayılmayacağıdır. Davalının oğlunun yaralanması nedeniyle yasal yollar dışında sürekli olarak davacıya yazılar göndermesi, telefon ve posta gibi iletişim araçlarını bu araçların varoluş amaçlarına aykırı olarak kullanması taciz anlamına gelir ve hukuka uygunluğundan söz edilemez. Bir kimsenin tacize maruz kalması ise kişilik haklarına saldırı oluşturur. Bu nedenle hukuka aykırılığın varlığının kabulü gerekirken yazılı şekilde davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.11.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacının haksız eylemi sonucu meydana gelen trafik kazasında, bir öğrenci ölmüş ve 23 öğrencide yaralanmıştır. Davalının çocuğunun yaralanması sonucu yüzde sabit eserde kalmıştır.
Davacı üniversitede bir öğretim üyesidir. Kaza Ankara Kızılay meydanında meydana gelmiş ve davacının olayda tam kusurlu olduğu hükmen sabit olmuştur. Davacının ceza mahkemesindeki yargılanması aşamasında olay basının yakın ilgisini çekmiştir. Duruşmalar izlenmiş ve yansıtılmıştır. Okul öğrencileri her duruşmada çeşitli kıyafetlerle olayı protesto etmişlerdir.
Davalı da, zaman zaman trafikle ilgili olarak yapılan yayınların üzerine hakaret, tehdit teşkil etmeyecek açıklamalar yapmak veya yıl ve bayram kutlamalarını içeren yazı ve broşürleri davacıya göndermiştir. Bu tür açıklamaların altında davalının imza ve meslek kaşesi bulunmaktadır. Dosya içinde, hakaret ve tehdit teşkil eden açıklamalar, davalının imzasını taşımadığı gibi, yazı benzerliği de bulunmamaktadır. Zaten davalı tarafından yazıldığı da kanıtlanamamıştır.
Şu durumda, davalının ve mahkemenin kabulünde olan ve davacıya gönderilen bu tür broşür, gazete haberi ve afiş gibi yayınlar üzerinde yer alan davalıya ait açıklamaların davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği tartışılmaktadır. Davalının bu tür davranışının, davacıya karşı iyi dilekleri taşımadığı, yazılan yazıların gerçek amacının davacıyı yermek, uyarmak ve verdiği acıyı unutmadığını ona hatırlatmak olduğu açıktır. Buna karşın, bu davranış saldırının varlığı için yeterlimidir. Bu konuda tam bir yanıtın verilebilmesi için, tarafların konumlarının ve buna neden olan olayın irdelenmesi gerekmektedir. Az yukarıda açıklandığı üzere, davacı üniversitede bir öğretim görevlisidir. Davalı da çocuğu ağır yaralanan ve yüzünde sabit iz kalan bir babadır. Ve bu olayda davacı tam kusurludur. Herkesin bir trafik suçunu işleyebileceği düşünülse dahi, davacının konumu ve suç işleme yeri ile davacının ağır kusuru gözetildiğinde bunun bir taksirli suç niteliğini aştığı düşünülebilir. En küçük bir özeni göstermeyen davacının bunun bedelini yargı önünde ödediği söylense bile, bunun davalıyı ve yakını ölen ve yaralananların acılarını sona erdirmediği kabul edilmelidir. İşte davalı da bu duygularla unutamadığı ve her an gözünün önündeki çocuğunun yüzündeki kalıcı izin verdiği acı nedeniyle, bir bakıma onu uyarmak, içinde bulunduğu durumu ona hatırlatmak amacını taşıdığı, böyle bir eyleme ise, davacının ağır kusuru ile neden olduğu, bu bakımdan da davalı eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği düşüncesi ile çoğunluğun vardığı sonuca ve bozma kararına katılamıyorum. Yerel mahkeme kararının onanması düşüncesindeyim. 13.11.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy