(818 S. K. m. 41) (1086 S. K. m. 440, 442)
Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen ... kararın; Dairemizin 20.4.2000 günlü ve 2000/1488-2000/3783 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalı N. Kıran avukatı tarafından hazırlanan kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla ... gereği görüşüldü:
Davacı tapuda adına kayıtlı bulunan payın, ihale sonucu satılmasına ilişkin işlemde usulsüzlük bulunduğu gerekçesi ile ihalenin bozulmasını dava yoluyla istediğini, davalının bu istek nedeniyle ihale bedelini geç aldığını ve bu yüzden zarar gördüğünü belirterek ödetme kararı verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davalının o davada dava hakkını kullandığı ve kötü niyetle dava açmadığı belirtilerek istemin reddine karar verilmiştir. Dairece, ihalenin bozulmasına ilişkin bulunan ve davalı tarafından açılan dava reddedildiğine göre, tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.
Davalının karar düzeltme istemi üzerine dosya yeniden incelenmiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere üçüncü kişilerle birlikte tarafların da paydaş olduğu taşınmaz, ihale yoluyla satışa çıkarılmıştır. Bu ihale sonunda üçüncü kişilerin ve davalının payı tapudaki sahipleri tarafından satın alınmış gibi işlem yapılarak sadece davacının payının satışı yoluna gidilmiştir. Bu işlemin usulsüz olduğu, satın alanların uygun olmayan davranışları nedeniyle başkalarının ihaleye katılamadıkları gerekçe gösterilerek, davalı tarafından ihalenin bozulması istemi ile dava açılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda ihalede usulsüzlük olmadığı gerekçe gösterilerek, istem reddedilmiş; karar, yasal yollardan geçmek suretiyle kesinleşmiştir. İşte eldeki dava, ihale bedelini geç almaktan dolayı açılmıştır.
Dosya içerisinde bulunan ve ihalenin bozulması istemi ile açılan davada davacı olan; eldeki davada ise davalı konumunda bulunan davalı, iddiaları konusunda kanıtlar sunmuştur. Bu bağlamda, davanın soyut bir iddianın ötesinde birtakım kanıtlara da dayandığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin o kanıtların araştırılmasını ve incelenmesini gerekli görmemesi, o davanın kötü niyetle açıldığı sonucunu doğurmaz. Nitekim mahkeme, kararında ihaleye katılanların ihale öncesi yaptıkları anlaşmaya bağlı kalmamaları, ihalenin yolsuz olduğu sonucunu doğurmayacağı gerekçesine dayanmıştır. Bu gerekçe de, ihaleye katılanlar arasında bir anlaşma yapıldığına ilişkin emareler bulunduğunu doğrulamamaktadır. Tüm bu hususlar ve dosya içeriği ile olayın tüm gelişimi gözetildiğinde davalının o davada Anayasal hak arama özgürlüğünü kullandığı ve bu hakkını kullanırken de kötü niyetli olduğuna, başkasını zararlandırmak amacını taşıdığına ilişkin, davacı tarafından hiçbir kanıt da getirilememiştir. Şu durumda, ihalenin bozulmasına ilişkin davanın kötü niyetle açılmadığı, davaya konu edilen haksız eylemde, hukuki sorumluluk için aranan hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği gözetilerek kararın onanması gerekirken bozulmuş bulunduğundan, davalının karar düzeltme istemi HUMK' un 440-442. maddeleri uyarınca kabul edilmeli, bozma kararı kaldırılmalı ve karar gösterilen nedenlerle onanmalıdır.
Sonuç: Davalının karar düzeltme isteminin kabulüne, bozma ilamının kaldırılmasına ve kararın yukarıda yazılı olan nedenlerle ONANMASINA, 10.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı paydaşı olduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesine karar verilmesi nedeniyle satışı sonucu alacağı paranın, davalının açtığı ihalenin feshi davası nedeniyle geç alındığını, bu nedenle zarara uğradığını bildirerek bu zararının davalı tarafından tazmin edilmesini istemiştir.
Paranın geç alınmasından bir zarar doğmuşsa gecikmeye dava açılmasının sebep olduğu anlaşıldığı takdirde zarar ile davalının dava hakkını kullanması arasında uygun illiyet bağının varlığını kabul etmek gerekir.
Yerel mahkemenin davayı reddederken ve Dairemiz Çoğunluğunun da kararı onarken dayandıkları gerekçe, davalının sözü geçen davayı hüsnüniyetle açmış olması ve dava açmanın anayasal hak olduğu hususlarıdır.
Dava hakkını kullanan ve gelişmelere göre suiniyetli de sayılmayan bir kişinin açtığı dava sonucu başka bir kişi zarar görmüşse bu zarara kimin katlanacağı meselesini çözmek gerekir. Kişilerin dava açma hakkı ne kadar korunmaya değerse, mal sahibinin malını dilediği gibi kullanma, onu nemalandırma hakkı da o ölçüde değerlidir. Eldeki davada geç alınan paranın erken alınmış olması halinde sahibi tarafından çeşitli tasarruflarda kullanılabileceği, atlı kalmayacağı yaşanan bir gerçektir. Yarışmış olan dava hakkı ile malın kullanılma hakkından hangisinin üstün tutulacağını belirleyebilirsek soruna çözüm getirebiliriz. Korunan ve yarışan iki haktan doğan zarardan üstün hukuki değere daha düşük hukuki değer karşısında üstünlük verilmelidir. Davalı hukuka uygun da olsa müdahalesi ile davacıya zarar vermişse bu müdahalesinin sonucuna katlanması hakkaniyet gereğidir. Sorumluluğun cinsi de sebep sorumluluğudur.
Doğduğu kanıtlandığı takdirde zararın doğmasına davacı hiç sebep olmamış, davalı hukuka uygun da olsa müdahalesi ile zararın doğumuna sebep olmuşsa sonucuna katlanmak da davalıya düşer. Bu nedenle Sayın Çoğunluğun karar düzeltme aşamasındaki bozma kararına katılamıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy