(2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Ali Yener tarafından, davalılar M. Ali Yalçındağ ve diğerleri aleyhine 29.9.1999 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle 500 milyon lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; yayının eleştiri niteliğinde olduğu kabul edilerek davanın reddine dair verilen 16.5.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, yayın yolu ile kişilik haklarının saldırıya uğradığı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece dava reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, 22.10.1998 tarihli Posta Gazetesinde Terbiyesiz Adam başlığıyla yayınlanan haberde davacıya terbiyesiz denilerek hakaret edildiğini, haber verme amacından çok davacıyı karalama amacının güdüldüğünü belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, davacının muhtarlar derneğinde düzenlenen bir törende dövülecek çok adam var, her it ürüdüğünde durmayız sözlerini içeren bir konuşma yaptığı, davacının bu sözlerine karşılık yazıda kullanılan başlık arasında bir oransızlık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Basının yansız ve özgür haber verme, bir düşünce ve görüşü tartışma, eleştirme, kamuoyunu aydınlatmaya ilişkin fonksiyonunu yerine getirebilmesi bazı ayrıcalıkları gerektirir. Ancak tüm özgürlüklerde olduğu gibi basın özgürlüğü de kişi ve toplum yararı açısından sınırlıdır. Kişinin onur ve saygınlığının korunmasına ilişkin Medeni Kanunun 24, Borçlar Kanununun 49. maddesi ile Anayasanın 28. maddesi basın özgürlüğünün özel hukuk alanındaki sınırlamasıdır.
Basın haber verme fonksiyonunu yerine getirirken kullanacağı hakkın özel hukuk alanındaki sınırı gerçeklik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, güncellik, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile belirlenmiştir. Haber verme hakkı bu sınırlar içinde kaldığı sürece hukuka uygundur.
Yukarıda sözü edilen sınırlayıcı temel kurallardan sonuncusu, haber gerçeği yansıtsa bile kullanılacak dil ve ifadenin, yapılacak yorumun, haberin verilişinin gerektirdiği ve zorunlu kıldığı biçim ve ölçüde bulunmasını öngörür. Şayet haberin verilişinde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan beyan, tavsif ve değerlendirmelere gidilecek olursa kişilik hakları ile çatışan basın özgürlüğüne üstünlük tanınması imkansız hale gelir. Dava konusu yazı bu ilkeler doğrultusunda incelendiğinde davacının resmi de basılarak ve davacı kastedilerek terbiyesiz adam, Yener küstahlığına devam etti biçimindeki ifadelerle kişilik haklarına saldırılmıştır. Bu yön gözetilerek olaya uygun bir tazminata karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.11.2000 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, kamu görevinin gereği olarak yaptığı bir toplantıda, toplantıya katılan halka, Fakiri Allah bile sevmez, siz hem fakir hem de akılsızsınız biçiminde konuşmuştur. Vali yardımcısı olan davalının görevi nedeniyle böyle bir konuşma yapması, ağır kusurdur. Halkın vereceği tepkiyi onun yerine ve onun gözü kulağı ağzı olan basın göstermiştir. Davacının davranışına karşı gösterilen tepki son derece sert ve kırıcı olabilir. Çünkü buna neden olan ve olayı başlatan davacıdır. Bu bakımdan yerel mahkeme kararı doğrudur. Onanması gerektiği düşüncesindeyim. 27.11.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy