(818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Yusuf Kenan Doğan vekili Avukat Fevzi Coşkun tarafından, davalı Mehlika Aytaç aleyhine 5.2.1999 gününde verilen dilekçe ile davacı hakkında yürütülen soruşturma sırasında davalının tanık sıfatıyla verdiği ifade nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 30.6.1999 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı ile davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin Adalet Bakanlığı'nda müsteşar iken haksız olarak görevden alındığını, o zamanki Adalet Bakanı'nın emri ile soruşturma başlatıldığını, davalının da 9.5.1996 günü tanık sıfatıyla ifade verdiğini Adalet Bakanlığı'nda Tetkik Hakimi olarak görev yapan davalının Avrupa Konseyi için yurt dışına giden heyetle bulunmadığı halde yurtdışındaki heyet hakkında gerçek dışı ve suçlayıcı beyanda bulunduğunu, davalının bu ifadesinin günlerce gazetelerde yayınlandığın, müvekkilinin 30 yılı aşkın bir süredir topluma hizmet verdiğini, bir çok önemli görevlerde bulunduğunu, halen Yargıtay Üyesi olarak görevine devam ettiğini, tanınan ve sevilen bir kişi olduğunu, kişilik haklarına vaki saldırı ile çevresinde küçük düşürüldüğünü ileri sürmüştür.
Davalı ise davacının süresinde ceza mahkemesinde şahsi dava açmadığı gibi bu tazminat davasının da süresinde açılmadığını, gizli olan soruşturma raporunun basına sızdırılması ile kendisinin tanık olarak ifade vermesi arasında illiyet bağı bulunmadığını, husumetin kendisine yöneltilmesinin doğru olmadığını savunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Davalının müfettişe verdiği ifadede yer alan ... Haricen öğrendiğime göre açıkladığım yurt dışı gezilerinde T.A. arkadaşının evinde yatıp kalkarak otel gitmemiş, eski müsteşar Y.K.D. ve H.İ.G.M. N.K. birlikte otelde kalmışlardır. Bunu söylenti olarak duydum. N.K. kadınsı ve ciddi olmayan davranışlar ile tanınan bir kimsedir. Ben şahsen bir kadın olarak dairede kendi fikri görüşü doğrultusundaki arkadaşlarıyla öpüşüp selamlaşmasını tasvip edemiyorum. İşte N.K.'nin kadınsı davranışları da dikkate alındığında Avrupa'da müsteşar Y.K.D. ile aynı otelde birlikte kalmaları iffeti hakkında olumsuz söylentilere sebep olmuştur... şeklindeki sözleri mahkemece davacının kişiliğine yönelik ve onu suçlayıcı, aşağılayıcı ve rencide edici nitelikte görülmüş, böylece davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu benimsenerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Oysa, davacı hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Başmüfettiş tarafından sorulan sorulara davalı tanık olarak bildiklerini söylemek zorundadır ve söyledikleri bu çerçeve içinde kalmıştır. Tanığın bilgisi, görgüye dayalı olabileceği gibi duyduklarını da içerir. Nitekim davalı da ... Haricen öğrendiğime göre... ve ...bunu söylenti olarak duydum... gibi ibarelerle duyduklarının müfettişe aktarmıştır. Bu nedenle davalının eyleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gibi ifadede yer alan sözler kişilik haklarına saldırı teşkil eden ibareler olmayıp davacıya matuf değildir. İfadelerin basına yansıması ise mahkeme gerekçesinde de benimsendiği gibi davalının iradesi dışında gelişen bir olaydır.
O halde tüm bu olgular gözetilerek davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, davalının öteki temyiz itirazları ile davacının temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23.03.2000 oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı, davalının tanık olarak yaptığı açıklamaların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, istemin kısmen kabulüne ilişkin karar, temyiz incelemesi sonucu, dairece istemin reddedilmesi gerektiği gerekçesi ile karar bozulmuştur. Bozma gerekçesine katılamıyorum. Şöyle ki;
Davacının Adalet Bakanlığı müsteşarı bulunduğu dönemdeki davranışlarından dolayı hakkında inceleme yapılması öngörülmüştür. İnceleme ve araştırma yapmakla görevlendirilen bakanlık müfettişinin dinlediği kişiler arasında bulunan davalı da tanık olarak dinlenmiştir. İşte eldeki iş bu dava, davalının tanık olarak yaptığı açıklamalardan dolayı açılmıştır.
Davalı bu ifadesinde özellikle davaya konu olan açıklamalarda bulunur. Bu açıklamanın başlangıç bölümlerinde, yurt dışı gezilerle ilgili yapılan harcamalarda bilgi ve birikim sahibi olduğunu bu nedenle bilgisine başvurulduğunu belirttikten sonra devamla "Haricen öğrendiğime göre açıkladığım yurt dışı gezilerinde Turgut Aydın arkadaşının evinde yatıp kalkarak otele gitmemiş, Eski Müsteşar Yusuf Kenan Doğan ve HİGM Neslihan Karakaya birlikte otelde kalmışlardır. Bunu söylenti olarak duydum. Neslihan Karakaya kadınsı ve ciddi olmayan davranışlarıyla tanınan bir kimsedir. Ben şahsen bir kadın olarak Dairede kendi fikri görüşü doğrultusundaki arkadaşlarıyla öpüşüp selamlaşmasını tasvip edemiyorum. İşte Neslihan Karaya'nın kadınsı davranışları da dikkate alındığında, Avrupa'da Müsteşar Yusuf Kenan Doğan ile aynı otelde birlikte kalmaları iffeti hakkında olumsuz söylentilere sebep olmuştur.
HİGM Neslihan Karakaya gençliğinde ve talebelik yıllarında sonradan idam edilen aşırı sol militanı bilinen Deniz Gezmiş'i de evinde saklayıp koruduğu da söylenmekte, bunu ben haricen duydum. biçiminde açıklamalarda bulunmuştur.
Davaya konu edilen davalının ifadesinde görüleceği üzere davalı, Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olarak görev yapmaktadır. İşte davalının da yaptığı bu görevi ile bağlantılı olarak, yurt dışına çıkmış davacının yaptığı harcamaların belirlenmesi ile ilgili ve sınırlı bir açıklama amacı ile ifadesine başvurulmuştur. Zaten davacı hakkında, kendisine hizmet veren personele cinsel tacizde bulunup bulunmadığı konusunda bir inceleme yapılması istenmiştir. İnceleme raporunda, Bakanlığa bağlı olan dinlenme tesisleri ve Hakimevinde çalışan personele karşı davacının davranışları konu edilmiştir. Davalı bu personel grubu içinde yer almayıp, Bakanlığın ayrı bir biriminde yargıç olarak çalışmaktadır. İfadesine de çalıştığı birimin işleri ile ilgili olarak başvurulmuştur.
İşte davalı somut olay itibariyle çalıştığı birimin davalı ile olan ilişkisi konusunda açıklama da bulunup bununla yetinmesi gerekirken yurt dışındaki olay yerinde bulunmadığı halde, bu amacı aşmak davacının ve başka kişilerinde mutlaka gizli kalması gereken gizlilik alanları ile ilgili tahmin duyum ve varsayımlara dayanarak açıklamalarda bulunmuştur. Bozma ilamında yer aldığı üzere tanık bildiklerini söyleyecektir. Ancak söylediklerinin olayla sınırlı ve bu sınırı aşmayacak kapsamda bulunması zorunludur. Halbuki davalı açıklamasında davacının ciddi ve kadınsı davranışları olan birisi ile otelde aynı oda da kaldığını, bu kadının davranışlarını uygun görmediğini, belirtmiştir. Hatta bu kadının sol militan Deniz Gezmiş'i de evinde saklayıp koruduğunu da açıklamasına eklemiştir. Buradan çıkan sonuç şudur, bir defa davalının konumu ve içinde bulunduğu durum ve görevi itibariyle böyle bir açıklama yapmasının inceleme konusu ile ilgisi bulunmamaktadır. Daha önemlisi, bu açıklama ile davacının, bozuk davranışlar içinde bulunan bir militanı saklayan bir kadınla içli-dışlı olduğunu açıklamasıdır.
Somut olay itibariyle kişilik haklarına saldırının hukuksal dayanağı, davalının yapacağı ve yapması gerekenin dışına çıkması ve zararlandırmak kastı ile hiç de olayla ilgisi olmayan açıklamalarda bulunmasıdır. Diğer bir husus da, kişinin gizli kalması gereken kişilik alanı ile ilgili olarak varsayımlara dayanarak açıklama yapmasıdır. Bu açıklama, bildiğinin dışında aynı zamanda düşüncesini ve kanaatlerini de içermektedir. Tanığın kanaati olayın aydınlanması yönünden gerekli ve zorunlu olan bir olgu değildir. İşte davalı bu kurala da uymamıştır.
Yerel mahkemece, tüm bu olgular ve dosyadaki diğer kanıtları da değerlendirilerek davacının isteminden daha azına hükmetmiştir. Takdiri doğrudur. Kararın onanması gerektiği düşüncesi ile bozma gerekçesine katılamıyorum. 23.3.2000 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy