(2004 S. K. m. 67) (3095 S. K. m. 2)
Dava ve Karar: Davacı TC. Ziraat Bankası Büyükçekmece Şubesi vekili Avukat Atilla Tüfekçi tarafından, davalı İsmail Hakkı Yarımkol aleyhine 20.1.1991 tarihinde verilen dilekçe ile davacının davalı aleyhine yaptığı icra takibine davalının vaki itirazının iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının 4.185.275 liralık kısmının iptal edilmesine dair verilen 23.5.2000 tarihli kararın Yargıtayca tetkiki davacı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla kanuna uygun gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA 21.12.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Faiz alacaklının talebe yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre yoksun kalması sebebiyle ödenen bir karşılıktır. Ekonomide faiz, sermayenin geliri olarak tanımlanır. Bu sebeple faiz, her şeyden önce asıl alacak hakkının varlık ve devamına bağlıdır. Asıl alacağın ödenmesi ile, faizde kesilir. Ancak faiz alacağı fer'i bir hak olduğundan asıl alacağın bağımlı bir parçası değildir. Bundan dolayı da bazı hallerde asıl alacaktan bağımsız bir nitelik taşır. Eğer talep edilen anapara alacaklının ticari işletmesi ile ilgili ise, normal faiz yerine, ticari faiz istenebilecektir. Girişimci tarafından ekonomik çıkar sağlamak amacıyla emek ve sermayenin bağımsız bir biçimde bir araya getirilmesi sonucu kurulan işletmeye, Ticari İşletme denebilir.
Somut olayda zarar gören ve zarar davacının ticari işletmesi ile ilgili bulunmaktadır. Zarar verici eylem sonucu, ticari işletmede mal ve sermaye azalmıştır. Bu azalma başkasının hukuka aykırı eylemi sonucu meydana gelmiştir. Zararlı sonucu meydana getiren borcu ödemekten kaçınmış ve temerrüde de düşmüştür. Böylece borçlu alacaklının ticari işletmesinde asıl alacağın geç ödenmesinden dolayı kanuni bir neden olarak faizden doğan ödemeyi de yapmak zorundadır. İşte bunu da ödemekle yükümlü olduğu faiz miktarı 3095 s. kanunun 2/f III. maddesinde ticari işlerde temerrüt faizinin TC. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranı olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu faiz oranı için alacaklının talepte bulunması gerekmektedir. Davaya konu olayda davacı tarafından ticari faiz, reeskont faizi veya banka faizi gibi tabirler kullanılarak talepte bulunulmuştur. Davalının tacir olmaması, ya da işin o yanın ticari işletmesi ile ilgili bulunmaması, davacıya ticari faiz ödenmemesi sonucunu doğurmaz. Çünkü zarar, ancak anapara ve bunun geç ödenmesinden kaynaklanan faizin ödenmesi ile karşılanabilir. Bir ticari işletme, Ticaret Hukuku kurallarına göre ve karlılık amacı ile çalışmaktadır. Böyle bir kuruluşa, alacağının geç ödenmesinden dolayı ticari faiz yerine kanuni faiz ödendiği takdirde, mal varlığı itibariyle ticari işletmenin normal olarak geleceği düzeyden daha alt düzeyde kalacağı tartışmasızdır. İşte aradaki bu farklılığın giderilmesi içinde, ticari faize hükmedilmesi kanuni ve hukuksal bir zorunluluktur.
Olayımızdaki davacı, özel hukuk hükümlerine tabi bir iktisadi kamu kuruluşudur ve zararda onun ticari işletmesi ve işletmenin malvarlığı ile ilgilidir. Bundan dolayı çoğunluğun ticari faiz yönündeki onama düşüncesine katılamıyorum. Davacı kuruma ticari faiz ödenmek üzere kararın bozulması gerektiği kanaatindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy