(743 S. K. m. 24, 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı D. B. vekili Avukat Ö. G. O. tarafından, davalı B. Basın Yayın San. ve Tic. A.Ş. aleyhine 8/4/1999 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle 5 milyar lira manevi tazminat ve yayın istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 1 milyar TL manevi tazminatın tahsiline, fazlaya ilişkin ve yayın talebinin reddine dair verilen 23/5/2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile doya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istem kısmen kabul edilmiş karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Davacı, "BTV" logosu ile yayın yapan davalı şirkete ait televizyon kanalında 11/3/1999 tarihinde "alt yazı" ile yapılan yayında "E. bank"ın içini boşalttığı, ... kötü durumundaki şirketlerini E.bank'a yüksek fiyatla satarak bankanın parasıyla şirketlerini nakde dönüştürdüğü" gibi gerçeğe aykırı yayın yaptığını belirterek kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Basının temel görevi, toplumun çıkarlarını ilgilendiren konu ve olaylar hakkında toplumu bilgilendirmek, daha doğru ve güzel olanı için kamuoyu oluşturmaktır. İşte basın bu görevini yerine getirirken, bazı kişi ve kişileri kurumları eleştirmek zorunda kalabilir. İşte sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan basın özgürce yayın yapmakla görevli ve yetkili kılınırken, hatta bunu yapmak zorunda iken, diğer yandan, yapılan bir açıklama ve yorumla, kişinin kişilik haklarının zarara uğraması karşı karşıya gelmektedir. Böylece, karşı karşıya bulunan ve birbiri ile uyuşmayan ve hukuk düzenince koruma altına alınan yararlar, çatışma içine girmiş gibi bir görünüm ortaya çıkmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki yararı aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde, her iki yararın aynı anda ve birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda, birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, böyle bir sonucunda yine hukukun vazgeçilmez ve temel ilkelerinden kaynaklandığı görülecektir. Bu da her somut olayda birinin diğerine üstün tutulması, üstün tutulanın da objektif olarak hukuka uygunluk nedenleri de bu bakış açısına göre saptanabilir. Hukuka uygunlak nedenlerinde, korunan kişinin (o an için) korunmakta ya bir çıkarı yoktur ya da korunan çıkar karşısında yer alan ve onunla çatışan değer daha üstünlük taşımaktadır.
Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün olanı karşısında korumasız kalması hukuk düzenince uygun görülmektedir. Böylece ya "çıkar eksikliği veya yokluğuna dayanan hukuka uygunluk" ya da "çıkar üstünlüğüne dayanan hukuka uygunluk söz konusu olmaktadır.
Davaya konu edilen yayında, banka ile davacının şirketleri arasındaki ticari ilişkiden söz edilmiş olup, bankacılık işlemlerinin usulüne uygun olmadığı belirtilerek eleştiri yapılmıştır. Yayının, yukarıdaki ilkeler karşısında hukuka uygun olduğu kabul edilmek gerekir. Böylece dava reddedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyizinin incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25.1.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy