(818 S. K. m. 47, 58)
Dava: Davacı P. Altıer ve diğerleri vekili Avukat R. Doğan tarafından, davalılar Batı Lastik Sanayi Tic. A.Ş ve diğerleri aleyhine 28.1.1997, 8.12.1997, 23.12.1997 ve 22.12.2000 gününde verilen dilekçeler ile trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.06.2001 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan Batı Lastik San.Tic. A.Ş, E. A. Bölükbaşıoğlu, M.H. Bölükbaşıoğlu, E.O. Bölükbaşıoğlu vekilleri, duruşmasız olarak davacılardan P. Altıer vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 19.3.2002 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat A. Dok ile karşı taraftan davacı vekili Avukat R. Doğan geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Tarafların diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, hemzemin geçitte meydana gelen trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davacının içinde bulunduğu aracın işleteni ve sürücünün mirasçıları yönünden istem kısmen kabul edilmiş, TCDD Genel Müdürlüğü ile Buca Belediye Başkanlığı yönünden reddedilmiştir. Karar davacılardan P. Altıer ve davalılardan Batı Lastik San.Tic. A.Ş. ve M. Bölükbaşı mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.
Öncelikle, somut olayın hukuki nedeninin belirlenmesi gerekir. Davalı TCDD olarak gerek işlettiği tren ve gerekse tren yolu itibariyle BK.nun 58. maddesi uyarınca kusursuz sorumludur. Bunun anlamı o şeye malik olmasının sonucu olarak tesisin fena yapılmasından veya kullanılmasından dolayı, üçüncü kişilerin uğradığı bir zarardan dolayı kusuru aranmaksızın sorumlu olmasıdır. Diğer bir anlatımla zarar gören, zararının ödetilmesi için zarar verenin kusurunu kanıtlamakla yükümlü değildir. Tersine davalı zarar ile zarar verici eylem arasında illiyet bağının bulunmadığını, bu bağlantının başka bir nedenle örneğin, mücbir bir sebeple veya üçüncü kişinin ve yahut ta zarar görenin ağır kusuru ile kesildiğini kanıtlaması gerekmektedir.
Somut olayda davacı P. Altıerin içinde bulunduğu araç hemzemin geçitten geçerken trenin çarpması üzerine zarar verici eylem meydana gelmiştir. Olayda hukuka aykırı eylemin ve illiyet bağının bulunduğu tartışmasızdır. Tartışmalı yön, kusursuz sorumlu olan zarar verenin bu olayda sorumlu tutulup tutulmayacağı yönündedir. Olay yeri meskun mahal ve işlek bir hem zemin geçittir. Davalı TCDD'nin yaptığı iş niteliği itibariyle tehlikeli bir iştir. İşin yapılmasında gösterilecek en küçük bir ihmal ağır sonuçlar doğuracak düzeydedir. Bundan dolayı da bu konuda tüm olumsuz etkenlerin giderilmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla zarar verici eylemde davalı idarenin hiçbir özensizliği olmamalı, zararın tamamı başka bir nedenden kaynaklanmalıdır ki, sorumluluktan kurtulabilsin.
Ne var ki olay yerinin yukarıya aktarılan özelliğine karşın davalı idarenin geçiş noktasına bariyer yapması veya onun fonksiyonlarını öngören bir önlem gerçekleştirmesi gerekirken, bunun yapılmamış olması, onun özensiz davrandığı sonucunu doğurur. İşte bundan dolayı da, yasa gereğince zaten kusursuz sorumlu olan davalı TCDD ilave kusuru nedeniyle sorumlu tutulmalıdır.
Açıklanan şu somut olayın özelliğine, oluş biçimine, dosyadaki diğer olgulara göre, davalı idarenin sorumlu tutulamayacağına ilişkin bilirkişi raporuna itibar edilerek istemin TCDD Genel Müdürlüğü yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Davacının diğer temyizlerine gelince; Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Somut olayda davacının yaralanma derecesi, kusurunun bulunmaması ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarı çok azdır. Daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.
4- Dosya kapsamından olay tarihinde 15 yaşında olan davacı P. Altıer'in bu tarihte çalıştığı anlaşıldığına göre davacının gelirini 20 yaşından başlatarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın (3) ve (4) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle davacı yararına, (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA; tarafların öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davacı P. Altıer vekili için takdir olunan 250.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin temyiz eden davalılara ve davalılar vekili için takdir olunan 250.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin de davacı P. Altıer'e yükletilmesine ve peşin alınan harçların taraflara istekleri halinde geri verilmesine 19.3.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalılardan Devlet Demiryolları ile belediye kamu tüzel kişileridirler, yaptıkları işler idari niteliktedir. Dava açılırken de meskun mahalde kaza olmaması için gerekli tedbirleri almamış olduklarından kazanın meydana geldiğinden söz edilmektedir. Bu vasıflandırış biçimi ile davanın dayanağını hizmet kusuru oluşturmaktadır. Hizmet kusuruna dayanan uyuşmazlıkların çözüm yeri idari yargı yeridir. Bu davalılar hakkındaki davanın idari yargı yerinde açılması gerekirken adli yargı yerinde açılması nedeni ile, dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, bu davalılar hakkındaki dava ile ilgili yargılama yapılmış olmasını uygun bulmadığımdan, dairemiz kararının bu bölümüne katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy