(3402 S. K. m. 12)
Davacılar Ş. Bayındır ve arkadaşları vekili Avukat A. Bayındır tarafından, davalılar S. Katiboğlu ve diğerleri aleyhine 15.5.2000 gününde verilen dilekçe ile muhtesat mülkiyetinin tesbiti istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; kavaklıca Köyü 30 parsel sayılı taşınmaz için açılan davanın feragat nedeni ile reddine, 29 parsel için açılan davanın kabulüne dair verilen 12.10.2000 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan S. Katiboğlu ve 6 arkadaşı vekili Avukat H. Karakullukçu tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, muhtesatın tesbitine ilişkindir.
Davacılar, davalıların müşterek malik oldukları tapulu taşınmaz üzerindeki fıstık ağaçlarının kendilerine ait olduğunun tesbitini istemişlerdir. Mahkemece istem kabul edilmiş, karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. bendinde kadastro tesbit tutanaklarına karşı 10 yıl içerisinde, önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Dava konusu ağaçların üzerinde bulunduğu Halfeti İlçesi Kavalıca Köyü 29 parselle ilgili tapulama tesbiti 21.8.1976 yılında kesinleşmiştir. Kadastro tesbit tutanağının incelenmesinden, davaya konu fıstık ağaçlarının davalıların miras bırakanı Hüseyin Katiboğlu tarafından davacıların murisi Hüseyin Bayındır´a yancı olarak diktirildiği, yani tesbit tarihinde fıstık ağaçlarının mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Davacılar 15.5.2000 tarihinde bu davayı açtıklarına göre istem 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre geçirilmiştir.
O halde mahkemece davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesi ile red edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 07.05.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARSI OY AÇIKLAMASI
Dava türü olarak tesbit davaları hakkında usul kanunumuzda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, istisnai hallerde bu tür davaların da açılabileceği Yargıtay içtihatları ile kabul edilegelmektedir. Bu dava türünden amaç bir hukuki ilişkinin (münasebetin) var olup olmadığının belirlenmesidir. Ancak; bu belirlemenin yapılmış olmasının tek başına sonuç doğurabileceği hallerde bu tür davayı açmakta hukuki yararın varlığından söz edilir. Bu dava türünün tipik örneği ortaklar arasında ortaklığın giderilmesine konu olan taşınmaz üzerinde bulunan yapının, ortaklardan biri veya birkaçı tarafından yapılmış olduğunun tesbiti davasıdır. Bu dava olumlu sonuçlandığında, ortak taşınmazın satışından elde edilen paranın ilgililere dağıtımı sırasında yapı bedeli o yapıyı yapmış olanlara, geri kalan para da hisseleri nisbetinde ortaklara verilmek suretiyle ortaklık sona erdirilecektir. Örneğe dikkat edildiğinde tesbit kararı başka bir karara gerek kalmaksızın sonuç doğurmaktadır. Eğer taşınmazın sahipleri yapının yapanının kim olduğu konusundaki anlaşmazlıklarından başka veya bu anlaşmazlık yanında, yapının yapılış biçimi ve doğan sonuçtan kimin ne nisbette hak sahibi olacağı konusunda da (MK. 648 ve devamı maddelerindeki haklar bakımından) anlaşmazlık halinde iseler bu durumda eda davası açılması gerekeceğinden, tesbit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilemez. O halde, bir dava ile istenilen hususta verilecek karar belli bir sonuç doğurmayacaksa o davayı açmakta hukuki yararın bulunmadığı kabul edilir. Bu yalnızca tesbit davasında değil her tür davada böyledir.
Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi hakim tarafından kendiliğinden gözönünde bulundurulacak şartlardandır. Diğer dava şartları gibi bu şartın bulunup bulunmadığını değerlendirecek hakim, hukuki yarar yokluğu halinde işin esasına girişmeksizin davayı reddecektir.
Davacının tesbit davası ile istediği hukuki korunma diğer dava türlerinden birinin de açılmasını gerektiriyorsa o zaman tesbit davası açmakta hukuki yararın varlığı düşünülemez. Uygulamadaki yerleşmiş ifadesi ile eda davası açılacak hallerde tesbit davası açılamaz". Zira, öteki tür davaların hepsinin içinde tesbit öğesi de vardır. Mahkeme önce tesbiti yapıp sonra yaptırıma karar verecektir. Bu düşüncenin devamı olarak, açılacak bir davada veya halen devam etmekte olan bir davada, iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek konular içinde tesbit davasının açılamayacağının kabulü gerekir. Benzer bir durum da idari işlere esas olacak isteklerde kendini gösterir. İdareyi belli bir konuda karar vermeye, eylem ve işlem yapmaya yönlendirecek nitelikte tesbit kararı vermek de mümkün değildir. Aksinin düşünülmesi halinde görev alanına karışma sakıncasının yanında, idarenin tesbit kararı ile kendisini bağlı saymaması halinde gereksiz karar verilmiş olacağından karara saygı ilkesi zedelenir. İdari yargıda tesbit davası türünün bulunmaması da bu tür tesbit isteklerinin kabul edilmesi için haklı neden sayılamaz. Ayrıca, ilgili kamu idaresinin uyuşmazlığın çözümünde diğer dava türleri yerine tesbit davası yoluyla verilecek kararı yeterli bulması da tesbit davasının açılmasını haklı göstermez. Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi kararı uygulayacak kişi veya merciin sübjektif tercihine göre değil hukuki gereklerine göre belirlenir.
Yukarıdaki genel bilgilerin ışığında eldeki davaya gelince: Özel şahıslar adına tapuda kayıtlı taşınmaz üzerindeki yapının davacılar adına zilyetliklerinin tesbitine karar verilmesi istenmiş, tapu maliklerinin hasım gösterildiği bu davada, keşif yapılmak suretiyle yerel ve teknik bilirkişiler ile tanıklar dinlenerek, talep gibi karar verilmiş, dairemizce de karar yukarıdaki biçimde onanmıştır.
Davanın açılış sebebi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılmakta olan baraj inşaatı için yapılan kamulaştırma işlemi nedeniyle, arzın maliklerinden olmayan ve ağacı kendisinin diktiğini iddia eden davacının, ağaç bedelini ilgili idareden almaktır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesinin sondan bir önceki fıkrasında düzenlenmiş olan Başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırılmasında, bina ve ağaçların 11 ve 12. maddeler uyarınca takdir olunan bedeli zilyedine ödenir şeklindeki hüküm isteğinin kanuni dayanağım oluşturmaktadır.
Kamulaştırma Kanununun düzenlemesine göre; kamulaştırmayı yapan idare kamulaştırmasını yapacağı taşınmazın tüm özelliklerini tesbit edecek, kamulaştırma bedelini hangi nisbette kime veya kimlere, hangi nedenle vereceğini belirleyecektir. Bu belirlemeyi yaparken arzın üzerinde ağaçlar varsa o ağaçlara ayrıca bedel belirleyip belirlemediğini, bu ağaçların bedelini arz malikine mi? yoksa başkasına mı? Vereceğini de kararlaştıracaktır. Kamulaştırma idaresinin yapması gerekirken yapmadığı veya yanlış yaptığı belirlemelere karşı da ilgililer idari ve adli yargı yerlerine başvuracaklardır. Bu başvurular kaideden tesbit davası türünde olamazlar. Örneklendirilecek olursa, İdare bir taşınmaza değer belirlemesi yaparken o taşınmaz üzerindeki ağaçlan görmezden gelmişse veya bunları taşınmaz maliklerinden ayrı bir kişinin olduğunu belirtir şekilde tesbit yapmamışsa, ilk örnekteki taşınmaz sahibi, ikinci örnekteki arz malikinden ayrı ağaç sahibi eda davası ile eksiklikten doğan ve kaybedilme tehlikesinde olan haklarına ulaşacaklardır. Birinci örnekteki durumda arzın üzerinde ağaç bulunduğu ve buna bedel belirlemesi yapılmadığı takdirde verilecek tesbit kararının hiçbir sonuç doğurması mümkün değildir. İkinci örnek içinde, arzın mütemmim cüzü esasına göre ağaçlara belirlenmiş bedeli arz maliki alacağından ağaçlan dikenin tesbit edilmiş olması yolu ile o bedel tesbit yaptırmış olana ödenemez. Bu nedenlerle kamulaştırmayı yapan idareden gerekli bilgi ve belgeler getirtilerek tesbit davası açmakta hukuki yarar bulunup bulunmadığı belirlenmeksizin verilmiş bulunan karar hatalı olmuştur.
Dairemizin bozma nedeni de dava açmakta hukuki yararın varlığının tesbiti halinde işlerlik kazanacaktır.
Bu nedenle öncelikle dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı noktasından bozma yapılması gerektiğini düşünüyor ve karara bu nedenle katılamıyorum. 7.5.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy