(818 S. K. m. 49)
Davacı F. Karadağ vekili Avukat Ö. Yıldız tarafından, davalı M. Karadağ aleyhine 18.9.2000 gününde verilen dilekçe ile eşyadan alacak ve tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonundu; davanın reddine dair verilen 19.6.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Davacı davalı ile gayrı resmi olarak evli olduklarını ve evlilikleri boyunca oturdukları Sarıkamış'tan tedavi için İstanbul'a gittiklerini, uzun süre davalı ile birlikte İstanbul'da oturan kendi ailesinin yanında kaldıklarını, iki yılın sonunda davalının kendisini bırakarak Sarıkamış'a döndüğünü ve istediği halde ev eşyası ve ziynet eşyasının verilmediğini belirterek anılan eşyanın bedelinin ödetilmesini istemiş, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı davalı ile birlikte Sarıkamış'tan İstanbul'a tedavi için gittiğine göre ev eşyasını birlikle götüremez, aksinin kabulü yaşamın olağan akışına aykırıdır. Bu bakımdan davacının ev eşyasına yönelik talebi yerindedir. Sorun eşyanın nelerden ibaret olduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Yerel mahkemece ev eşyasının hangi kalemlerden oluştuğunun ve tek tek istem kalemlerinin değerlerinin açıklatılarak, gerekirse bilirkişi görüşüne de başvurularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Davacının ziynet eşyası ile ilgili temyizine gelince; Kural olarak ziynet eşyasını bayanın üzerinde taşıyacağı kabul edilmekle birlikte tarafların evden tedavi için İstanbul'a gitmek üzere ayrılmış olmaları, dinlenen tanıkların taraflara yakınlık derecesi gözetildiğinde olayları bildiklerinin kabulünün gerekeceği ve davalının da dava konusu ziynet eşyasını davacının birlikte götürdüğünü savunmamış bulunmasına göre dava konusu altın ziynet eşyasının davacı tarafından birlikte İstanbul'a götürülmediği sabit olmuştur. Yerel mahkemece anılan istem konusunda da inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken bu kalem işlemin de reddedilmiş olması bozma nedenidir.
3- Manevi tazminat istemine gelince; Taraflar yaşadıkları yörenin geleneklerine göre evlenmek amacıyla bir araya gelmişler ve 9 yıl birlikte yaşamışlardır. Çocuklarının olmaması üzerine tedavi olmuşlar ancak resmi nikah yapılmadan ayrılmışlardır. Dava konusu olayda resmi nikah yapılmamış ise de yaşadıkları çevrenin gelenek ve değerlerine göre evlidirler ve davacıda bu inanç ve düşünce ile uzun yıllar yaşamını sürdürmüştür. Davalının davacıyı İstanbul'da bırakıp Sarıkamış'a döndükten sonra başka birisi ile resmi nikahla evlendiği tanık beyanları ile sabit olmuş ve davalı tarafından bu konuya itiraz edilmemiştir. Olayların bu gelişimi gözetildiğinde davacının sosyal ve kişilik değerlerine saldırıldığının kabulü ile olaya uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken koşutları oluşmadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup karar bu yönden de bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın (1) sayılı bentte açıklanan nedenlerle oybirliği, (2) ve (3) sayılı bentteki nedenlerle oyçokluğu ile BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14.3.2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
1- Yargıtay'ın kararlılık kazanmış içtihatlarına göre; ziynet eşyası ile ilgili isteklerde, bu eşyanın kadının kullanımında olduğu, muhafaza edildiği, gereğinde de kadın tarafından evden götürüldüğü kabul edilmekte, hayatın olağan akışına uygun olan bu kabulün aksinin kanıtlanması kadından istenmektedir. Eldeki davada ise, kadın ve kocası İstanbul'a tedavi için gitmişler, orada uzun süre kalmışlar, davalı memleketine dönmüş, fiili birliktelik bu şartlarda sona ermiştir. Bu gelişmelere güre kadın ziynet eşyasının kocasında kaldığını kanıtlamadığına göre bu bölümle ilgili davanın reddedilmesi doğru olmuştur.
2- Davacı ile davalının birlikteliklerinin başlangıcında davacı reşittir. Bu hali ile ortada suç bulunmamaktadır. 10 senelik birliktelik sırasında davalının nikaha yanaşmadığı ve özellikle fiili birlikteliği davalının kusuru ile sona erdirdiği kanıtlanmayan olayda davacı lehine manevi tazminata karar verilmesi yasal düzenlememize uygun düşmez. Manevi tazminat verilmemesi de isabetlidir.
Yukarıda yazılan nedenlerle ziynet eşyası ve manevi tazminat ile ilgili yerel mahkeme takdirinin uygun olduğunu düşündüğümüzden bozma kararının bu bölümlerine katılamıyoruz. 14.3.2002
Full & Egal Universal Law Academy