(2709 s. Anayasa. m. 28) (5680 s. Basın K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Davacı C... Depoculuk ve Taşımacılık A.Ş. vekili Avukat Taner Serim tarafından, davalılar S... Yayıncılık ve Dağıtım A.Ş. ve diğerleri aleyhine 26.5.1998 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan doğan 10 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı M. Ali Y. ve Salim A. aleyhine açılan davanın Basın Kanunu 17. maddesi uyarınca reddine diğer davalılar aleyhine açılan davanın 1 milyar lira üzerinden kısmen kabulüne dair verilen 23.3.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar S... Yayıncılık ve Dağıtım A.Ş. ve Ahmet Ş. vekilleri Avukat Şehnaz Yüzer ve diğerleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılardan Simge Yayıncılık Dağıtım A.Ş. ve Ahmet Şık vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25 maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen 20.4.1998 tarihli P.... Gazetesinin yayında, özetle davacı şirketin ortaklarının bir mahkum ile Emniyet Müdürünün akrabaları olduğu, şirketin adının da bu kişilerin soyadlarının kısaltılması sonucu oluşturulduğu şirketin yurt dışından kaçak solvent getirtilerek hileli benzin işi yaptıkları ve bu yolla trilyonlarca liralık vurgun yaptıklarının ileri sürüldüğü, görülmektedir. Dosya içeriğindeki bilgi belge ve açıklamalardan; davacı şirketin ortağı bulunan Yaşar C.'ın Emniyet Müdürü ile amca oğlu olduğu, yayında şirketin yurt dışından kaçak solvent getirdiği ve hileli benzin işi yaptığının iddia olarak belirtildiği bu konuda yapılan soruşturma sonucunda yayından sonra ve 3.10.2000 tarih ve 200/147 müteferrik sayılı Asliye Ceza Mahkemesi kararında şirket ortaklarının 1918 sayılı Kaçaklık Kanununa Muhalefetten dolayı tutuklandıklarından bahisle tahliyelerine karar verildiği, yine aynı soruşturma gereği şirket ortakları ile arkadaşları hakkında 1998-2000 tarihleri arasında Toplu kaçaklık yaptıklarından bahisle fezleke düzenlediği, hazırlık numarasının 2000/1521 olduğu, akaryakıt istasyonlarında benzine solvent karıştırılarak ticarete hile yolu ile haksız kazanç teminine yönelik fiiller nedeni ile hakkında tahkikat yapılan şirket ortağı Yaşar C.'ın Emniyet Müdürü ile akrabalığından bahseden 31.12.1996 tarihli Adalet Bakanlığı yazısı ile görevlendirilen polis müfettişlerince düzenlenen 14.7.1997 tarihli inceleme raporu bulunduğu, anlaşılmaktadır. Sayılan bu yönler ile dava konusu yayın birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, yayının görünürdeki gerçeğe uygun bulunduğu, kaldı ki yayında belirtilen hususların bir iddia olduklarının belirtildiği, bu iddiaların yayın tarihinden sonraki tarihte ciddi bulunarak fezleke düzenlediği nedenleri ile davanın reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Şu durum karşısında davanın tümden reddi gerekir iken, yazılı biçimde kısmen kabulüne ve karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Öte yandan HUMK.nun 275. maddesi uyarınca hakimlik mesleğinin gerektiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemeyeceği hükmüne aykırı olarak mahkemece bilirkişi görüşüne başvurulması ve bu konuda yapılan giderlerinde davalılara yükletilmesi de kabul şekli açısından ayrıca bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 3.4.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy