(4721 S. K. m. 640, 702)
Dava: Davacı Hilmi M. ve diğerleri vekili Avukat Ali İhsan Arabacı tarafından, davalı TKİ Genel Müdürlüğü aleyhine 11.9.2000 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.5.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili Ayşe G. Ö. tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava; haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istemine, ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davaya konu yapının da üzerinde bulunduğu taşınmaz, tapuda dava dışı Selime M. adına kayıtlıdır. Dosyada mevcut veraset belgesi örneğinden davacıların, adı geçenin mirasçısı olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan; dava açan mirasçılar dışında, Hatice M.'ın da mirasçı sıfatını taşıdığı, görülmektedir.Dava, tapu kaydına bağlı olarak açılmış; ayrıca zarar gören yapının bağımsız zilyetliğine dayanılmamıştır. Mahkemece de aynı olgular kabul ve benimsenmekle beraber ; dava açan mirasçılar yararına ve 4/5 paya hasren tazminat kararı oluşturulmuştur.
Miras şirketinin (MK. m. 581) tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti yoktur. İştirak halindeki mülkiyet kuralları (MK. m. 581,630) gereğince, miras şirketinin (terekenin) tümüne ilişkin davaların, bütün mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekir (mecburi dava arkadaşlığı).
Fakat bir mirasçı, özellikle acele hallerde, miras şirketinin menfaatlerini korumak için bütün mirasçılar adına, yalnız başına dava açabilir. Mesela bir mirasçı, hak düşürücü sürenin kaçırılması tehlikesini önlemek için, yalnız başına şuf'a davası (MK. m. 658, III) açabilir. Fakat, bir mirasçı diğer (acele olmayan) hallerde de, bütün mirasçılar adına, tereke ile ilgili bir davayı yalnız başına açabilir.
Ancak, mirasçı kendi açtığı böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Davayı bütün mirasçıların birlikte yürütmeleri gerekir. Bu halde mahkeme bir mirasçının açtığı davayı hemen reddedemez. Mahkeme, diğer mirasçıların davaya katılmasını (icazet vermelerini) sağlaması veya terekeye temsilci tayin ettirmesi (MK. m. 581) için davacıya uygun bir süre vermelidir. (Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü ; 1979 Bası., C: 1., s.,651 vd.).
4721 sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu'nun Miras Ortaklığı na ilişkin 640 ve 702. maddelerinde de yukarıda vurgulanan ilkeler aynen benimsenmiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında, mahkemece yapılacak iş: Öncelikle, tüm ortakların davaya katılımını sağlamak veya miras ortaklığına bir temsilci atanması yönünde davacıya uygun bir süre tanımaktır. Usule ilişkin bu eksiklik tamamlandıktan sonra da, işin esası hakkında bir karar oluşturulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 20.3.2002 gününde oybirliği ile ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy