(818 S. K. m. 49) (4721 S. K. m. 24) (5680 S. K. m. 1, 16, 17)
Dava: Davacı İ. Melih A. tarafından, davalı aleyhine 12.4.2000 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; derdestlik nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 20.12.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı, davalının yayın yoluyla kişilik değerlerine saldırıda bulunduğunu belirterek, tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, davalının yaptığı açıklamanın ve davaya konu edilen sözlerin birden fazla gazetede ayrı günlerde yayınlandığı davacının ... Gazetesindeki yayın nedeniyle Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtığı, o davanın halen derdest olduğu o davadaki tarafların ve sebebin eldeki dava ile aynı olduğu belirtilerek derdestlik nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Somut olayda davacı iddiasında davalının farklı günlerde kendisine basın yoluyla saldırıda bulunduğunu diğer gazetedeki sözleri ile eldeki davada yer alan sözlerin de farklı olduğunu, kaldı ki aynı olsa dahi, davalının aynı günde kullandığı sözlerin ayrı ayrı gazetelerde yer alması durumunda dahi, davalının ve ayrıca yayını yapan gazetenin her yayındaki sözlerden dolayı ayrı ayrı sorumlu olacaklarını belirtmiştir.
Davalı savunmasında tek bir basın toplantısı yapıldığını, kullandığı sözlerin birden fazla yayın kuruluşunda yer alması durumunda tek eylemden sorumlu olacağını, bu amaçla hakkında daha önce dava açılıp devam etmekte olduğunu belirterek derdestlik itirazında bulunmuştur.
Eldeki bu dava, Öncü Gazetesinin 14.4.1999 günlü yayınında yer alan ve Şıvgın Ağır konuştu ve Ankara'da savaş kızıştı başlığı altında verilen yayına dayanmaktadır. Haberin içeriğinde, davalının dava için, ... be Şerefsiz adam ... diyet borcunu ödemek için kimlere ihale verdi ... benden korkuyor ... yaptığı hırsızlıkları ve yolsuzlukları göstereceğim... gibi açıklamaları yer almaktadır.
Mahkemenin aynı nitelikte gördüğü yayın ise, Hürriyet Gazetesinin 13.4.1999 günlü sayısında yayınlanan ve Korkma Ekrana Gel başlığını taşımakta olup içeriğinde Öncü Gazetesindeki yayınlar kısmen yer almakta ise de davalının davacı için şerefsiz dediği yazılı bulunmamaktadır.
Dosyaya sunulan karar örneğine göre davacı, Hürriyet Gazetesindeki yayından dolayı, Ankara Asliye 22. Hukuk Mahkemesinde davalı ile gazete aleyhine açtığı tazminat davasının kabulle sonuçlandığı ancak henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Bir defa yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere, eldeki davada yer alan yayın ile, derdestliğe dayanak olarak gösterilen davada dayanılan sözler farklıdır ve aynı günde yayınlanmış değildir. Bu bakımdan derdest olduğu gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına ilişkin olan karar doğru değildir.
Burada asıl üzerinde durulması gereken sonuç, bu farklılık olması dahi, davalının yaptığı basın toplantısının, birden fazla yayın kuruluşunda yer alması durumunda açıklamada bulunan kişinin tek bir açıklamada bulunmasına karşın, bir tek açıklamanın birden fazla yayın kuruluşunda yer alması durumunda, her yayından dolayı ayrı ayrı sorumlu olup olmayacağıdır. Diğer bir anlatımla, haksız eylem tek olmasına karşın, bu eylemin birden fazla yerde yayınlanması durumunda, her yayın ayrıca bir haksız eylem olarak kabul edilebilecek midir? İşte bu noktada, yapılan açıklamaların yayın yoluyla yapılması özellik taşımaktadır. Diğer bir anlatımla suç teşkil eden bir açıklamanın bir konuşmanın, basın aracı kılınmadan yapılması ile basın yoluyla yapılması arasında bir farklılık olup olmayacağının tartışılması gerekmektedir.
Hukukumuzdaki yasal düzenleme itibariyle, bir kişiye sözle hakaret etmek ile, bu sözlerin basın yoluyla söylenmesindeki verilecek cezalar farklı kurallara tabi tutulmuştur. Yayın yoluyla hakarette daha ağır ceza öngörülmüştür. Bu da doğrudur.
Somut olayda davalı bir basın toplantısı düzenlenmiştir. Amacı, söylediklerinin basın ve yayın kuruluşları yoluyla duyurulmasını sağlamaktır. Böyle bir davranış davalının kastının yoğunluğunu gösterir. Sözlerinin çok kişi, hatta tüm ülke halkı tarafından duyulmasını istemektedir. Böylece davalı, sözlerinin her yayın kuruluşunda yer almasını arzu etmektedir. Bu yolla haksız eylemde bulunmayı amaçlamaktadır. Bu davranışı ile kişilik değerleri saldırıya uğrayan kişinin, kişilik değerlerinin korunmaya değer görülemeyeceğinin daha çok kişi tarafından bilinmemesini istemektedir. İşte bundan dolayıdır ki, bu tür olaylarda, açıklanan sözleri yayınlayan her basın kuruluşunun eylemi, açıklamayı yapan yönünden de ayrı bir eylem kabul edilmeli ve her birisinden ayrı ayrı sorumlu tutulmalıdır. Ancak, sorumluluk sayısının birden fazla olduğunun anlaşılması durumunda, tazminat miktarı buna göre belirlenmelidir. Diğer bir anlatımla bu sorumluluğu ortadan kaldırmamalı kapsamını etkiyici bir olgu olarak kabul edilmelidir.
Öte yandan, her yayın ayrı bir haksız eylemi oluşturur. Açıklamanın tek olması bir defa yapılmış bulunması, birden fazla yayın yapılması durumunda bu teklik ortadan kalkmış olur. Aynı açıklamanın, ayrı gazetelerde değil de aynı gazetede, farklı günlerde yapılması da aynı sonucu doğurur. Dairenin yerleşmiş içtihatları da bu yöndedir. Kaldı ki somut olaydaki yayınlarda farklıdır.
Açıklanan yönler gözetilerek işin esası incelenip varılacak uygun sonuç çerçevesinde hüküm kurmak gerekirken somut olguya uygun bulunmayan ve sorumluluk hukukunun kuralları ile bağdaşmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar vermesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 07.06.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Bir kişinin yapmış bulunduğu açıklamanın değişik yayın organlarında yayınlanmak suretiyle yayılması sonucu doğan zarardan, kimin, ne nisbette sorumlu olacakları ve açıklamayı yapan ile bu açıklamayı yayanların ortaklaşa sorumluluklarının bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.
Belli bir konuda açıklama yapan ve bu arada kişilik haklarına saldırıda bulunan kişinin sorumluluğu şahsidir. Bu kişinin açıklamayı yaparken açıklamasının birçok yayın organında yayınlanabileceğini bilmesi, hatta açıklamasının kamuoyuna duyurulmasını temin etmek üzere yayın organlarını haberdar etmesi, onun eyleminin yoğunluğunu gösterir. Açıklaması suç olmuşsa ve tazminat hakkı doğmuşsa verilecek cezanın veya belirlenecek hukuki yaptırımın da ağır olması sonucunu doğurur. Açıklamayı yapan kişi bu fiilden bir defa sorumlu tutulup her yayın için ayrı ayrı sorumlu tutulamaz.
Açıklamayı yapan ile yayan organının ortaklaşa sorumlu olup olmayacaklarına gelince: Açıklamayı yapanın yaptığı açıklamaya yapış biçimi konusunda bir etkisi ve katkısı olmayan yayın organının açıklamayı yapanın açıklamayı yaptığı andaki fiiline bir katkısı bulunmadığından, açıklamadan doğan zarardan yayın organının sorumluluğu söz konusu olamaz. Yayından doğan sorumlulukla açıklamayı yapanın durumuna gelince: Açıklama hukuka aykırı biçimde de olsa yayın sorumlularının o açıklamayı hukuka uygun biçimde yayınlamak görevleri vardır. Başta Basın kanunu olmak üzere mevzuata uymayan yayının o şekilde yapılması konusunda açıklamayı yapanın bir etki ve katkısından söz edilemeyeceğinden Basın Kanunu gereğince sorumlu olanların sorumluluklarına da açıklamayı yapanın ortaklığı bulunmaması gerekir.
Sonuç olarak; açıklamayı yapanla Basın Kanunu gereğince sorumlu olanların ortaklaşa sorumlulukları bulunmadığı gibi, haberin değişik yayın organlarında yayınlanmış olması halinde her yayın için açıklamayı yapandan mükerreren tazminat istenmesi de mümkün bulunmadığından, yerel mahkemenin davayı reddetmesi doğru olmuştur. Bu nedenle bozma kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy