(743 S. K. m. 619) (1086 S. K. m. 438) (864 S. K. m. 39)
Dava: Davacı Yasin, davalı Hazine aleyhine 24.9.1998 gününde verilen dilekçe ile muhtesatın zilyetliğinin tespiti istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10.6.1999 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer temyiz itirazlarına gelince; davacı, davalıya ait taşınmaz üzerinde dikip yetiştirdiği ağaçların zilyetliğinin kendisine ait olduğunun tespitini istemiştir. Mahkemece istek kabul edilerek zilyetliğin davacıya ait olduğunun tespitine biçiminde hüküm kurulmuştur.
Davacının bu tür davalarda isteyebileceği, muhtesatın kendisi tarafından meydana getirildiğinin tespiti olabilir. Bundan ayrı olarak muhtesat üzerinde zilyet olduğunun belirlenmesi isteminde bulunamaz. Diğer bir anlatımla yer üzerindeki muhtesatın zilyedi ya da mülkiyeti bir kişiye, yer ise başka birisine ait olamaz. Böyle bir durum MK.nun 619. ve Tatbikat Yasasının 39. maddesine aykırı düşer. Eşya hukukunun yazılı hükümlerine göre, yer üzerindeki muhtesat, yerin tamamlayıcı parçası olması itibariyle yer sahibinin mülkiyetindedir. Bu nedenle mahkemenin, yerden ayrı olarak zilyetliğin davacıya ait bulunduğu biçimindeki hükmü yerinde değildir. Ne var ki, bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın hüküm fıkrasının HUMK. nun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterildiği üzere hüküm fıkrasında yer alan zilyetliğinin davacıya ait olduğunun tespitine sözcüklerinin kaldırılmasına, yerine davacı tarafından oluşturulduğunun tespitine sözcüklerinin yazılmasına, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) sayılı bentte gösterilen nedenlerle reddine ve hükmün bu düzeltilmiş biçimiyle ONANMASINA, 15.03.2001 günü oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY: Dava türü olarak tespit davaları hakkında usul kanunumuzda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, istisnai hallerde bu tür davaların da açılabileceği Yargıtay içtihatları ile kabul edile gelmektedir. Bu dava türünden amaç bir hukuki ilişkinin (münasebetin) var olup olmadığının belirlenmesidir. Ancak; bu belirlemenin yapılmış olmasının tek başına sonuç doğurabileceği hallerde bu tür davayı açmakta hukuki yararın varlığından söz edilir. Bu dava türünün tipik örneği ortaklar arasında ortaklığın giderilmesine konu olan taşınmaz üzerinde bulunan yapının, ortaklardan biri veya birkaçı tarafından yapılmış olduğunun tespiti davasıdır. Bu dava olumlu sonuçlandığında, ortak taşınmazın satışından elde edilen paranın ilgililere dağıtımı sırasında yapı bedeli o yapıyı yapmış olanlara, geri kalan para da hisseleri nispetinde ortaklara verilmek suretiyle ortaklık sona erdirilecektir. Örneğe dikkat edildiğinde tespit kararı başka bir karara gerek kalmaksızın sonuç doğurmaktadır. Eğer taşınmazın sahipleri yapının yapanının kim olduğu konusundaki anlaşmazlıklarından başka veya bu anlaşmazlık yanında, yapının yapılış biçimi ve doğan sonuçtan kimin ne nispette hak sahibi olacağı konusunda da (MK. 648 ve devamı maddelerindeki haklar bakımından) anlaşmazlık halinde iseler bu durumda eda davası açılması gerekeceğinden, tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilemez. O halde, bir dava ile istenilen hususta verilecek karar belli bir sonuç doğurmayacaksa o davayı açmakta hukuki yararın bulunmadığı kabul edilir. Bu yalnızca tespit davasında değil her tür davada böyledir.
Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi hakim tarafından kendiliğinden göz önünde bulundurulacak şartlardandır. Diğer dava şartları gibi bu şartın bulunup bulunmadığını değerlendirecek hakim, hukuki yarar yokluğu halinde işin esasına girişmeksizin davayı reddedecektir.
Davacının tespit davası ile istediği hukuki korunma diğer dava türlerinden birinin de açılmasını gerektiriyorsa o zaman tespit davası açmakta hukuki yararın varlığı düşünülemez. Uygulamadaki yerleşmiş ifadesi ile eda davası açılacak hallerde tespit davası açılamaz. Zira, öteki tür davaların hepsinin içinde tespit öğesi de vardır. Mahkeme önce tespiti yapıp sonra yaptırıma karar verecektir. Bu düşüncenin devamı olarak, açılacak bir davada veya halen devam etmekte olan bir davada, iddia ve savunma olarak ileri sürülebilecek konular içinde tespit davasının açılamayacağının kabulü gerekir. Benzer bir durum da idari işlere esas olacak isteklerde kendini gösterir. İdareyi belli bir konuda karar vermeye, eylem ve işlem yapmaya yönlendirecek nitelikte tespit kararı vermekte mümkün değildir. Aksinin düşünülmesi halinde görev alanına karışma sakıncasının yanında, idarenin tespit kararı ile kendisini bağlı saymaması halinde gereksiz karar verilmiş olacağından karara saygı ilkesi zedelenir. İdari yargıda tespit davası türünün bulunmaması da bu tür tespit isteklerinin kabul edilmesi için haklı neden sayılamaz. Ayrıca, ilgili kamu idaresinin uyuşmazlığın çözümünde diğer dava türleri yerine tespit davası yoluyla verilecek kararı yeterli bulması da tespit davasının açılmasını haklı göstermez. Dava açmakta hukuki yararın bulunup bulunmadığı meselesi kararı uygulayacak kişi veya merciin sübjektif tercihine göre değil hukuki gereklerine göre belirlenir.
Yukarıdaki genel bilgilerin ışığında eldeki davaya gelince: Davalı parselindeki araçların davacının olduğunun tespitine karar verilmesi istenmiş ile hazinenin hasım gösterildiği bu davada, keşif yapılmak suretiyle yerel ve teknik bilirkişiler ile tanıklar dinlenerek, talep gibi karar verilmiş, dairemizce de karar yukarıdaki biçimde onanmıştır.
Davanın açılış sebebi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kamulaştırma işlemi nedeniyle, ağaçların kendisinin diktiğini iddia eden davacının, ağaç bedelini ilgili idareden almaktır. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesinin sondan bir önceki fıkrasında düzenlenmiş olan Başkası adına tapulu, sahipsiz ve zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırılmasında, bina ve ağaçların 11 ve 12. maddeler uyarınca takdir olunan bedeli zilyedine ödenir şeklindeki hüküm isteğin kanuni dayanağını oluşturmaktadır. Kamulaştırma Kanununun düzenlemesine göre; kamulaştırmayı yapan idare kamulaştırmasını yapacağı taşınmazın tüm özelliklerini tespit edecek, kamulaştırma bedelini hangi nispette kime veya kimlere, hangi nedenle vereceğini belirleyecektir. Bu belirlemeyi yaparken arzın üzerinde yapı ve ağaç varsa o yapı ve ağaca ayrıca bedel belirleyip belirlemediğini bunların, bedelinin arz malikine mi yoksa başkasına mı vereceğini de kararlaştıracaktır. Kamulaştırmayı yapan idarenin yapması gerekirken yapmadığı veya yanlış yaptığı belirlemelere karşı da ilgililer idari ve adli yargı yerlerine başvuracaklardır. Bu başvurular kaideden tespit davası türünde olamazlar. Örneklendirilecek olursa İdare bir taşınmaza değer belirlemesi yaparken o taşınmaz üzerindeki yapı veya ağaçları görmezden gelmişse veya bunları taşınmaz maliklerinden ayrı bir kişinin olduğunu belirtir şekilde tespit yapmamışsa, ilk örnekteki taşınmaz sahibi, ikinci örnekteki arz malikinden ayrı yapı ve ağaç sahibi eda davası ile eksiklikten doğan ve kaybedilme tehlikesinde olan haklarına ulaşacaklardır. Birinci örnekteki durumda arzın üzerinde yapı veya ağaç bulunduğu ve bunların bedel belirlemesi yapılmadığı takdirde verilecek tespit kararının hiçbir sonuç doğurması mümkün değildir. İkinci örnek içinde, arzın mütemmim cüzü esasına göre yapı ve ağaçlara belirlenmiş bedeli arz maliki alacağından yapıyı yapanın, ağaçları dikenin tespit edilmiş olması yolu ile o bedel tespit yaptırmış olana ödenemez. Bu nedenlerle kamulaştırmayı yapan idareden gerekli bilgi ve belgeler getirtilerek tespit davası açmanın yeterli olup olmadığını denetlemede zaruret vardır.
Gelen bilgi ve belgeler incelenirken, kamulaştırmayı yapan idarenin, yaptığı hazırlık çalışması sırasında davaya konu edilen yapı ve ağaçların arz üzerinde mevcut olup olmadığını, mevcutsa arz maliki üzerine mi yoksa başka kişiler üzerine mi tespit ettiğini değerlendirmek gerekir. Eğer idare dava konusu edilen yapı veya ağaçların varlığını hiç değerlendirmemişse yapılacak işlem idare aleyhine yapılan kamulaştırma işleminin hatalı olduğunu, yapı veya ağaç varken bunların göz ardı edildiğini bildirmek ve bu hatanın düzeltilmesini istemektir. Aynı şekilde, yapı ve ağaçlar arz maliki üzerine tespit edilmişse mütemmim cüz kuralı gereği bunların bedeli arz malikine ödeneceğinden, bunlar üzerinde hak iddia eden kişi yapılan tespitin hatalı olduğunu, kamulaştırmayı yapan idareyi ve arz malikini hasım göstererek açacağı davada hatayı düzeltme yoluna gidecektir. Bu gibi hallerde tespit davası açmak tek başına sorunu çözen çare değildir.
Yasanın özel maddesinin işlerlik kazanmasının hangi hallerde mümkün olabileceğine bir örnek vermek gerekirse: Kamulaştırmayı yapan idare, arz üzerindeki yapı ve ağaçların varlığını tespit etmiş ve bunlara arzdan başka birinin hak sahibi olduğunu da tespit ederek bu yapı ve ağaçların hak sahibinin kim olduğunu tespit ettirene bedelini ödeyeceğini kayıtlarına almışsa o takdirde tespit davası sonuç doğurabilecektir.
Eldeki davada: Dava konusu edilen muhdesatın (ağaçların) kamulaştırılıp bedel ödenmesi gerekip gerekmediği eda davası ile çözüme kavuşturulması gerekmesine göre, tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekir. Kabul şekli Bakımından da: Dava dilekçesinde muhtesat oluşturmanın (ağaç dikilmesinin) 1974 tarihinden önceki yıllarda yapıldığından söz edilmektedir. Tapu kaydının ise 1976 tarihinde yapılan tapulama işlemi sonucu doğduğu bellidir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi gereği, bu kanun uyarınca yapılan belirlemelere 10 yıl geçtikten sonra itiraz edilemeyip dava açılamayacağı için, mütemmim cüz kuralı gereği arzın üstündekilerle birlikte tapu malikinin sayılmasını gerektirdiğinden, ne türden olursa olsun bu taşınmazdan davacının herhangi bir şekilde yararlanması mümkün olmadığından da davanın reddedilmesi gerekir.
Bu nedenlerle onama kararına katılamıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy