(4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 41, 49) (2709 S. K. m. 28) (1086 S. K. m. 163)
Dava: Davacı Rıfkı, davalı aleyhine 15.12.1999 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı 5 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin kısmen kabulü ile 2 milyar lira manevi tazminat alınmasına dair verilen 6.12.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalıya ait gazetenin 27.10.1999 günlü sayısında Doğumevinde neler oluyor?, 28.10.1999 günlü sayısında da Doğumevinde tavuk kokusu ve Hemşire tatile nasıl çıktı? başlığı ile yayımlanan gerçek dışı haberlerle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı ise, dava konusu yayının yapılan araştırmalar, vatandaşlardan gelen şikâyetler ve sorunları yaşayan kişiler tarafından aktarılan, doğruluğu kanıtlanmış olaylardan ibaret olduğunu, tavuk alımı ihalesinin Ulular Gıda adındaki firmaya verildiği halde Yimpaştan alım yapıldığının kurum çalışanları tarafından ihbar edildiğini, hemşire tatile nasıl çıktı başlıklı haberde, başhekim izinli olduğu halde hemşirenin neden izne ayrıldığının belirtildiğin savunarak istemin reddedilmesi isteminde bulunmuştur. Yerel mahkemece, idari soruşturma sonucunda haberin doğru olmadığının anlaşıldığı belirtilerek istem kısmen kabul edilmiştir. Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve diğer özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan basın özgürlüğünün amacı, kamuyu ilgilendiren konularda doğru ve gerçeğe uygun haber vermeyi sağlamaktır. Basının görevi, genel yararları ilgilendiren konularda olayları doğru ve objektif olarak yansıtmak, çeşitli sorunlarda kamuoyunu düşünmeye sevk edecek biçimde tartışmalar açmak, halkı toplumsal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları hakkında bilinçlendirmektir. Basın, halka ulaştırılmasında kamu yararı bulunan haberleri zamanda ve haberin gerektirdiği ayrıntılarla doğru olarak toplayıp topluma ulaştırdığında kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağlamak suretiyle kamu görevi niteliğindeki fonksiyonunu yerine getirmiş olur. Ancak basın özgürlüğü ve bu özgürlüğün getirdiği ayrıcalıklar sınırsız değildir. Anayasanın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün özel hukuk alanındaki sınırı Medeni Yasanın 24 ve Borçlar Yasasının 49. maddelerinde anlamını bulan kişilik haklarının korunmasına ilişkin düzenlemelerdir. Borçlar Yasasının 49. maddesine göre basının sorumlu tutulabilmesi için; yayımlanan olay açıklaması ya da eleştiri nedeniyle kişilik hakları zedelemeli, bu zedeleme manevi bir zarar doğurmalı, kişilik haklarının ihlali ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalı, basın yoluyla kişilik haklarının ihlali hukuka aykırı olmalıdır. Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran nedenler ise; olayın doğruluğu, eleştirinin gerçeğe uygunluğu, yayında kamu yararı bulunması, haber ya da eleştirinin güncel olması, şekle aykırı olmamasıdır. Bu unsurlardan birisi olan gerçeklik; verilen habere ya da anlatılmak istenen amaca ve hedefe konu olan içeriğin, yayın sırasında olayla ilgili durumuna uygunluğudur. Diğer bir anlatımla gerçeklik, haberin ve bir olaya dayanan eleştiride olayın varlığının gerçek olması, gerçeğe uygun olmasıdır. Burada aranan gerçeklik ise somut gerçeklik olmayıp haberin verildiği andaki beliriş biçimine, görünürdeki gerçeğe uygunluktur. Yayının, ancak olayın maddi geçekliği saptandıktan sonra verilebileceği kabul edilecek olursa, haber verme hakkı sınırlandırılmış olur. Çünkü maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zaman alır. Gazeteci, maddi gerçeği araştırmak ve ortaya çıkarmak göreviyle yükümlü değildir.
Somut olayda, davalının davaya karşı verdiği cevapta ve bildirdiği kanıtları arasında davacı hakkında yapılan idari soruşturmaya ilişkin belgeler ve tanık anlatımları da bulunmaktadır. Davalı kendisine verilen kesin süre gereğini yerine getirmiş, tanıkları adına davetiye tebliğ edilmiş, ancak tanıklar özür bildirerek duruşmaya gelememişlerdir. Bu yön mahkemece de benimsenmiştir. Bundan sonraki 17.4.2000 günlü oturumda, davalı tanıklarının yeniden çağrılmaları amacıyla ara kararı oluşturulmuşsa da bunun Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 163. maddesindeki koşulları içermediği, davalıya kesin süre de verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, savunma hakkının kısıtlanmaması amacıyla, davalıya tanıklarının çağrılıp dinlenilebilmesi için yöntemine uygun süre verilmeli, gereği yerine getirildiği takdirde savunma tanıkları dinlenilmeli, ayrıca davalının dayandığı Doğumevinde neler oluyor başlıklı yayın nedeniyle başlatılan idari soruşturma raporunun tamamı getirilip incelenmeli, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek davaya konu edilen yayında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Yerel mahkemece anılan yönler gözetilmeksizin, davalı tanıkları dinlenilmeden ve anılan idari soruşturma raporunun sonuç bölümü ile yetinilerek hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 31.05.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy