(818 S. K. m. 47)
Davacı F. Göksün Çağlar ve diğerleri vekili Avukat S. Karabeyoğlu tarafından, davalı Ş. Küçük ve V. Var aleyhine 8/8/1997 gününde verilen dilekçe ile yaralamalı trafik kazasından doğan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulü ile, davacı F. Göksün Çağlar için 588.833.463 lira maddi. 2 milyar lira manevi tazminatın, davacı A. Çağlar için 700 milyon lira manevi, davacı D. Çağlar için 700 milyon lira manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair verilen 20/12/2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili Avukat M. Aracı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 17.09.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, trafik kazası nedeniyle mağdur F. Göksün Çağlar'ın maddi-manevi; annesi ve babasının ise manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Üç davacının davaları kısmen kabul edilmiş; karar, davalıların temyizi üzerine dairemiz çoğunluğunca onanmıştır.
Mağdur F. Göksün Çağlar hakkındaki kararın onanmasına katılmakla birlikte, anne ve babaya da manevi tazminat verilmesi hususunda sayın çoğunlukla aynı düşüncede değilim. Olay nedeniyle, davacı anne ve babaya manevi tazminat verilmesinin yasal dayanağı bulunmadığı gibi dairemizin uzun yıllar içinde istikrar kazanmış uygulamalarına da ters düşmektedir.
Manevi tazminat isteme hakkı, B.K.' nun 47. maddesine göre ancak cismani zarar gören kimseye ya da ölüm halinde ölünün ailesine (yakınlarına) düşer. Bu hak, kişiye sıkı surette bağlı haklardan olup mağdurun (zarar görenin) yakını olmak ona (onlara) da bir hak sağlamaz. Bir başka anlatımla, manevi tazminat isteme hakkı, haksız fiil kime karşı işlenmişse ona aittir; anne ve baba da olsa yakınlar üçüncü kişi durumundadırlar.
Elbette böyle bir olay, anne ve babayı (yakınları) üzer, onlara da acı verir. Ancak mücerret böyle bir acı için zarar görenin yakınlarına manevi tazminat verilmesine tazminat hukuku engeldir. Üzülmek, acı duymak manevi tazminatın temel Öğesi olsaydı; tüzel kişiler için hatta sağ doğması kaydıyla ana rahmindeki çocuğun manevi tazminat isteme yolu kapalı olurdu. Oysa, bugün uygulamada, koşulları varsa tüzel kişilere ve cenine de bu hak tanınmaktadır.
O halde, salt acı duymak, üzülmek, haksız fiilden zarar görenin yakınlarına manevi tazminat isteme hakkı sağlamaz.
Fakat, olay, aynı zamanda cismani zarara duçar olan kişinin yakınlarının kişisel yararlarının, şahsiyete bağlı haklarının doğrudan doğruya zarar görmesine neden olabilir. Böyle durumlarda, cismani zarar görenin yakınları için de B.K.' nun 47. maddesi anlamında, bazen B.K.' nun 49 maddesi kapsamında zararlar da oluşabilir. Bu takdirde, cismani zarar görene yönelik haksız fiilden onun yakınlarının da doğrudan doğruya zarara uğradığı kabul edilir.
Şimdi olayımıza dönersek; 1978 doğumlu F. Göksün Çağlar'ın 1997 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporuna göre "hayati tehlikeye maruz kalmadığı, 15 gün mutat iştigaline engel teşkil edecek derecede yaralandığı, "...araz bırakmadan iyileşmiş olduğundan sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı, iyileşme sürecinin bir yıla kadar uzayabileceği..." anlaşılmıştır.
Davacı anne ve baba, olaydan acı ve elem duydukları nedeniyle manevi tazminat istemişlerdir. Olaydan anne ve babanın acı duymamaları, üzülmemeleri düşünülemez. Lakin, salt acı ve üzüntü için manevi tazminat haklarının doğduğu da tazminat hukuku kuralları gözetildiğinde kabul edilemez.
Davacılar, olay nedeniyle asabi bozukluk, ruhsal sarsıntı geçirdiklerini ne iddia etmişler ne de kanıtlamışlardır. Böyle bir iddia ve kanıtlama gerçekleşseydi, elbette, insanın ruhsal yapısı cismani bütünlük içinde olduğundan manevi tazminat isteme hakları doğabilirdi. Hatta, bazı durumlarda, çocuğun yaşı, yaralanma biçim ve derecesi, olayın özelliği gibi hususlar çocuğun yakınları için ruhsal sarsıntısının kanıtlanmasına bile gerek kalmadan bu durum onlar için olayın doğal sonucu kabul edilebilir. Nitekim, dairemizin ve Hukuk Genel Kurulunun bu yolda kararları ve bilimsel açıklamalar vardır.
Ancak, davacı ana ve babanın salt acı duymaları ve üzülmeleri manevi tazminatı gerektirmediğinden ve bu alanın alabildiğine genişletilmesi tazminat hukuku kurallarının alabora olmasına neden olacağından, mahkeme kararı ana ve baba yönünden davaları reddedilmek üzere bozulmalıdır. Sayın çoğunluğun onama görüşüne bu nedenlerle katılamıyorum. 17/9/2001
Davacılardan A. ve D. Çağlar oğulları olan diğer davalı F. Göksün Çağlar'ın yaralanması nedeniyle manevi tazminat istemişler, mahkemece istek kısmen kabul edilmiştir. B.K.'nun 47. maddesinde aynen "Hakim, hususi haller nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namıyla adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir" denilmiştir. Buna göre cismani zarar halinde manevi tazminatı ancak bu zarara uğrayan kişi isteyebilecektir. Cismani zarar vücut bütünlüğüne karşı ika edilen zararları ifade eder. Kişinin ruh sağlığında vücut bütünlüğü kavramı içinde değerlendirilmekle birlikte, somut olayda bu davacıların oğullarının yaralanması nedeniyle ruh sağlıklarının ağır biçimde bozularak tedavi olmak zorunda kaldıkları iddia ve ispat edilmemiştir. Bu nedenle davacılar A. Çağlar ve D. Çağlar için istenilen manevi tazminatın reddedilmesi gerektiği düşüncesi ile mahkeme kararının tümüyle onanması yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy