(818 S. K. m. 41, 43, 60) (2918 S. K. m. 109) (765 S. K. m. 102, 459) (YHGK. 27.11.2002 T. 2002/4-1022 E. 2002/1034 K.)
Dava: Davacı M.Y. vekili Avukat S.G.S. tarafından, davalılar Y.Ö. ve H.C. aleyhine 10/8/2000 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen 8/11/2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı M.Y. vekili Avukat S.G.S. tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava trafik kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin ek davadır.
Mahkemece olayın 21.1.1991 tarihinde meydana geldiği, gerek 2918 sayılı Yasanın 109/2 gerekse BK.'nun 60/2 maddeleri uyarınca uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanması gerektiği, davalının ceza mahkemesince TCK.'nun 459/3 maddesi uyarınca cezalandırılması nedeniyle TCK.'nun 102/4 maddesi gereği zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu, olay tarihi ile dava tarihi arasında 9 yıl süre geçtiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Zamanaşımı süresinin başlaması için haksız eylemden zarar görenin hem "faili" hem de "zararı" öğrenmiş olması gerekir. (BK. 60/1) Eğer zararın kapsamı gelişen bir durumdan ileri geliyorsa, gelişme sona ermeden önce zamanaşımı işlemeye başlamaz. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda da aynı ilke geçerlidir.
Davaya konu olayda, davacı vekili, kazadan doğan zararları ve beden gücü kaybının kesin olarak tespitinin yıllar süren tedaviden dolayı ancak 10/4/2000 tarihli bilirkişi raporuyla olabildiğini belirtmiştir. Dosyadaki Balıkesir SSK Hastanesi'nin 25/1/1991 günlü raporunda sol kalça sağ kapikol kırığı, sol humerus kırığı ve burun kırığının mevcut olduğu ve hayati tehlike geçirdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin 11/10/1996 tarihli raporunda sol kol humerus kemiğindeki kırık, ayrıca uyluk kemiği boyun kırığı nedeniyle ortopedik ameliyat olduğu, ancak sol uyluk kemiği başında nekroz geliştiği ve L kalça ekleminde flexion 90 derece, abduksiyon 60 derece olmak üzere hareketlerinde kısıtlanma saptandığı; Adli Tıp Kurumu 3. ihtisas Kurulu'nun 11.2.1998 günlü raporunda, sağ klavikula kırığının şifa bulduğu tespit edilerek davacının arızasının fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğundan sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığına, iyileşme süresinin 3 aya kadar uzayabileceği; yine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun 8.11.1999 günlü raporunda, çektirilen grafılerin incelenmesinde sol kalçada ileri derecede aortroz görüldüğü, ileride total kalça protezi gerekeceği, % 27,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, ileride total kalça protezi uygulanması halinde yeniden değerlendirileceği belirtilmiştir.
Açıklanan şu maddi olguya göre olayda gelişen durumun bulunduğu zararın son rapor tarihi olan 8.11.1999 tarihi itibarıyla dahi netleşmediği davanın ise 10.8.2000 tarihinde açıldığı dikkate alınarak tazminat kapsamının belirlenmesi gerekirken davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24.09.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY YAZISI
Bir olay nedeniyle zarar gören kişinin zarar veren taraf hakkında dava açabilmesi için olayı, olay3 sebep olanı ve olaydan doğan zararını bilmesi gerekir. Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki zamanaşımı süreleri de bu bilgilerden sonra başlar.
Vücut bütünlüğüne yönelik bir olayda zamanaşımı kaideten olayın meydana geldiği tarihte başlar. Eğer olay nedeniyle ve olayın doğurduğu sonuçlar itibarıyla bir tedavi gerektiriyorsa bu tedavinin bittiği tarih zamanaşımının başladığı tarihtir. Bu gibi hallerde "gelişen durum"un varlığından söz edildiği için zamanaşımının başlangıcı olay tarihi değil gelişen durumun sona erdiği tarihtir. Zira; olaydan zarar gören, haksız fiilin sonuçlarım ve zararını o tarihte bilebilecek duruma gelmiştir. Bu anlamda, zarar görenin henüz bir sağlık kuruluşuna gitmemiş veya gönderilmemiş olması önemli değildir. Aslolan zarar görenin zararını bilebilecek durumda olmasıdır. Başka deyişle, zarar gören zararını bizzat veya bir vasıta ile öğrenmek istediğinde bilebilecek durumda olduğundan onun teşebbüse geçmemiş oluşu veya herhangi bir mahkeme tarafından rapora gönderilmemiş oluşu zamanaşımının başlangıcı bakımından etkili değildir. Aksi halde çok eşitsiz sonuçlar doğabilir. Bir örnek verilecek olursa: Değişik trafik kazasında iki kişi aynı derecede yaralansın. İkisine de platin takılsın ve bu platinler 6 ay sonra çıkarılsın. Değişik mahkemelerce yargılaması yapılan bu kazaların birinde dava çabuk sonuçlansın diğerinde de gereksiz yere uzasın ve ikinci olaydaki meslekte kazanma gücünün tespitine dair rapor çok sonra alınsın. Eğer rapor tarihi zamanaşımının başlangıç tarihi olarak alınacak olur ise, davası çabuk bitmiş olan kişi zamanaşımı bakamından zarar görecektir. Eşitlik ve hakseverlik İlkeleri nedeniyle bu sonucu kabul etmek mümkün değildir. Zamanaşımı olayın tabii sonuçlarının bittiği ve sonuçların ve zararın öğrenilebileceği tarihte başlar. Zamanaşımının başlaması için yaralamanın sonuçlarının ne olduğu, meslekte kazanma gücünün ne kadarının kaybolduğu, olayda haksız fiili işleyenlerin ne kadar kusurlu olduklarının tespiti gibi amaçlarla alınmış bulunan raporların alınış tarihleri zamanaşımının başlangıç tarihi bakımından önemli değildir.
Eğer tereddüt varsa gelişen durumun hangi tarihte sona erdiği konusunda araştırma yapılarak zamanaşımının başlangıcı tayin edilmelidir. Dairemizin önceki uygulamasını yansıtan iki karar Onursal Başkanımız Sayın Turgut Uygur'un Borçlar Kanunu, birinci cilt, 1990 basılı eserinin 967 ve 968 sahifelerinde mevcut bulunmaktadır. Sırası ile bu içtihatların özeti "Maluliyete ilişkin rapor değil, iyileşmenin gerçekleştiği tarih zamanaşımına başlangıç alınır." "Gelişen durumda zamanaşımı başlangıcı gelişmenin son bulduğu tarihtir. Rapor tarihi esas alınmaz." şeklindedir.
Yukarıda yazılanlar ışığında somut olaya gelince; Dairemiz bozma kararında en son rapor tarihinin davacının zararını öğrendiği tarih olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vererek, bu tarihten itibaren belli zamanda açılan davada zamanaşımının gerçekleşmediği yolunda bozma karan vermiştir. Gelişen durumun çok önce sona erdiği anlaşıldığından zamanaşımının gerçekleştiği yolundaki yerel mahkemenin ulaştığı sonuç hadiseye uygun niteliktedir. Bazı olaylarda gelişen durumun hangi tarihte sona erdiğinin tespitinde tereddüde düşülebilmektedir. Bu gibi hallerde gelişen durumun hangi tarihte sona erdiği, olaya bağlı olan tedavinin bitiş tarihinin hangi tarih olduğu konusunda rapor alınarak gelişen durumun sona erdiği tarih kesinlikle tespit edilerek zamanaşımının başlangıcı tayin edilmelidir.
Yerel mahkemenin zamanaşımının gerçekleştiğine dair takdiri uygun olup kararın onanması gerekmektedir. En azından gelişen durumun ne zaman sona erdiğinin araştırılması için bozma kararı verilmesi gerekirken, zamanaşımı itirazının reddi yolunda karar verilmiş olması uygun olmamıştır. Bu nedenle bozma kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy