(2709 S. K. m. 12, 17) (4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49, 53)
Dava: Davacı Yelda ve Halis Fuat vekili tarafından, davalı Meksut Bayrak aleyhine 31.7.1997 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 23.2.1999 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacılar temyiz etmiştir.
Davacılar, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiklerini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece istem reddedilmiştir.
Karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasanın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak da zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasada ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davacılardan Fuat esnaf kefalet kooperatifi başkanı, öteki davacı Yelda'nın ise orada görevli bayan olduğu anlaşılmaktadır. Davalı ve arkadaşlarının kooperatif işlemleriyle ilgili olarak davacı Fuat hakkında 8.4.1997 günlü şikayet dilekçesi verdikleri, bu şikayetin soruşturması sırasında ifade veren davalının 11.4.1997 günlü ifadesinde kooperatif işlemlerini anlatırken ayrıca her iki davacı arasında uygun olmayan ilişki bulunduğunu vurgular biçimde bayanın dostu olduğunu da bildirdiği görülmektedir. Olaya ilişkin ceza dosyaları incelendiğinde; davalının bu ifadesi üzerine zina suçundan dolayı da soruşturma yapıldığı, bu soruşturmada davalının iddia ettiği bu olayı kendisine kooperatif ortaklarının ilettiğini bildirdiği, ancak o kişilerin davalıya böyle bir şey söylemediklerini belirttikleri, bunun üzerine davalının bu kez zina dedikodularını bizzat davacı Fuat Şahinin kendisine sorduğunu ve böyle haberdar olduğunu başkalarından duymadığını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Savcılığının zina suçu yönünden takipsizlik kararı vererek davalı hakkında iftiradan kamu davası açtığı, ayrıca kooperatif işlemleri yönünden de davacı Fuat Şahin ve başka sanıklar hakkında kamu davası açıldığı görülmektedir. Davacılardan Fuat Şahin hem kooperatif işlemlerine ilişkin davalının haksız şikayeti nedeniyle hem de zina suçlaması nedeniyle manevi tazminat istemiştir. Kooperatif işlemleri yönünden bu davacı açılan kamu davasındaki raporlar ve bilirkişi saptamaları gözetildiğinde şikayette haklılık bulunduğu ve emareye dayanılarak şikayet edildiği kanaatine varıldığından davacının bu yöne ilişkin manevi tazminat isteminin reddedilmesi yerinde bulunmuştur.
Ne var ki, her iki davacının zina suçlamasına yönelik olarak açtıkları dava yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmede; davalının hiçbir kanıt ve emare olmadığı halde davacıların dost hayatı yaşadıklarını iddia ettiği, bu iddiaya kaynak olarak iddiayı doğrulamayan kişileri gösterdiği, bu durumun yasal hak arama ve şikayet sınırını aşarak davacıların kişilik hakkına saldırı oluşturduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki davalının ceza mahkemesinde iftira suçundan delil yetersizliği nedeniyle beraat etmesi de, BK.nun 53. maddesi gereğince hukuk hakimini bağlayıcı değildir. Şu durum karşısında zina suçlamasına ilişkin dava bölümü nedeniyle davalının tazminat sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.05.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy