(818 S. K. m. 41)
Dava: Davacı-karşı davalı A. Uzun vekili Avukat İ. M. Akpınar tarafından, davalı-karşı davacı Uğur A. ve Ayla A. aleyhine 28/2/1997 ve 20/3/1997 günlerinde verilen dilekçe ile trafik kazasından doğan maddi ve manevi tazminat dava ve karşılık dava ile istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davaların kısmen kabulüne dair verilen 21/12/2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ve karşı davacılar vekili Avukat F. Bügüş tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava trafik kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı-karşı davalı, döner kavşakta davalı Uğur A.'in kullandığı araç ile, motosikletine çarpması sonucu yaralandığını belirterek, yaralanma nedeni ile yaptığı tedavi giderleri, kazanç kaybı ve motosiklet hasar bedeli ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı-karşı davacılar ise, davanın reddi ile araçta meydana gelen hasar bedelinin karşı davacı Ayla A.'e ödenmesinin istemişlerdir. Yerel mahkemece, 10.12.1997 tarihli bilirkişi raporu benimsenerek davacı-karşı davalı A. Uzun ve davalı-karşı davacı Uğur A. açısından istemlerin kısmen kabulüne, karşı davacı Ayla A. açısından davanın reddine karar verilmiştir. Karar davalı-karşı davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Karşı davacılardan Ayla A. aracın işleteni, Uğur A. ise sürücüsü konumundadır. Her iki kişinin talep konusu itibarı ile birlikte dava açmalarında yasal bir engel bulunmamaktadır. Şu durumda karşı davacı Ayla A.'in de yararına hüküm kurulması gerekirken, hükümde hiç bahsedilmeyip gerekçede davasının reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
3- Dava trafik kazasından doğma tazminat isteği olup mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak davacıya ait araçta değer kaybı olmayacağı benimsenmiştir. Oysa davacının olaydan sonraki mal varlığının değeri, zarar verici olayın meydana gelmemesi halinde değerinden daha az ise, zarar var demektir. Gerçekten bir şeyin tahrip edilmesi veya zarar görmesi halinde nesnel zararı tayin etmek için kural olarak objektif değeri esas almak gerekir. Bu ise mübadele (rayiç) değeridir.
Davaya konu olan olayda davacıya ait araç 55.460.390 lira harcanmasını gerektirecek derecede hasara uğramıştır. Bu durumda sözü edilen aracın onarıldıktan sonra mübadele (rayiç) değerinin olaydan önceki mübadele değerinden az olacağının kabulü gerekir. Çünkü tamamen onarılmış olsa bile bu araba tahribatın izlerini taşımaktadır. Onarılmış durumdaki değeri, ne kadar iyi onarılmış olursa olsun kural olarak aynı nitelikteki hiç hasara uğramayan araç değerinden düşüktür ve bu da cari değerinden kaybettirmektedir. Zararı tazminle yükümlü olan kimse, tazmin borcunu doğuran eylemin meydana gelmesinden önceki durumu iadeye mecburdur. Bu ilke, zarar, ister haksız eylemden doğsun, isterse sözleşmeye aykırı hareketten meydana gelsin, aynen uygulanır.
O halde mahkemece sadece aracın yaşını gözeterek değer kaybı olmayacağını belirten bilirkişi raporuna dayanılıp, bu kalem isteğin reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 ve 3 nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1 nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy