(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (743 S. K. m. 24, 24/a) (818 S. K. m. 49) (765 S. K. m. 240)
Davacı Tahir O. ve arkadaşları vekili Avukat Taner Y. tarafından, davalı Sevil Ü. aleyhine 28.03.2000 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.03.2001 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 23.10.2001 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı adına Avukat Safiye V. geldi, karşı taraftan davacılar adına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacılar, davalılar tarafından haksız olarak şikayet edildiklerini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece istem kısmen kabul edilmiştir.
Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Davacılar SS Şafak Anakent Konut Yapı Kooperatifinin Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri olup kendilerinden sonra Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri olup kendilerinden sonra Yönetim Kurulu Başkanı seçilen davalı tarafından Cumhuriyet Savcılığına verilen şikayet dilekçesi sonucu haklarında evrakta sahtekarlık ve dolandırıcılıktan dava açıldığını, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/154 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucu beraat ettiklerini haksız şikayet nedeniyle zarara uğradıklarım belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Davalı kooperatifi borca batık şekilde devraldığını ve davacıların yönetimi döneminde verilen çekler nedeniyle icra takipleri ve haciz yapıldığını çekler ve senetlerdeki oynamaları görünce şikayetçi olduğunu şikayet hakkının yasal sınırlar içinde kullanıldığını savunmuştur.
Davacılar 1992 ile 1995 yılları arasında kooperatif yönetiminde görev almış kişilerdir. 14.01.1996 tarihinde yapılan genel kurulda yönetim değişmiş davalının da içinde yer aldığı grup yönetime seçilmiş ve seçilenler davalıyı Yönetim Kurulu Başkanlığına atamışlardır. Genel Kurulda davacıların da bulunduğu yönetim kurulu ibra edilmemiş ve hesapların incelenmesi için hesap tetkik komisyonu kurulmuştur. Bu aşamada dava dışı şahıslar lehine ve davacıların yönetim dönemlerinin sona erdiği tarihten sonrasına ait ödeme tarihi olan çek ve senetlerle takibe başlanılmış ve çek ve senetlerin tarihlerinde düzeltme yapıldığını gören davacı şikayetçi olmuştur. Davalının şikayeti üzerine yapılan ceza yargılaması sonucu delil yetersizliğinden beraat kararı verilmişse de davacılar yönetimleri döneminde usulsüz satış yaptıkları, kooperatif defterlerini yeni yönetime devretmedikleri, kooperatif adına faize para alıp, kooperatif paralarını faizle işlettikleri ve dolayısıyla görevlerini kötüye kullandıkları sabit olduğundan TCK. 240. maddesi gereğince mahkum olmuşlardır. Şikayet dilekçesi bütün olarak incelenip, gelişen olaylarla birlikte değerlendirildiğinde şikayet hakkının yasal sınırlar içinde kullanıldığı görülmektedir. Yerel mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken açıklanan yönler gözetilmeksizin davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve davalı yararına takdir olunan 97.500.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 23.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy