(818 S. K. m. 18, 213) (743 S. K. m. 634)
Dava: Davacı F. Demet ve diğerleri vekili Avukat R. Yetkiner tarafından, davalı Y. Demet aleyhine 23/6/2000 gününde verilen dilekçe ile muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil veya tenkis istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 14/12/2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava muvazaalı satışa dayalı tapu kaydının iptali veya tenkisi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava reddedilmiş, karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili dava dilekçesinde, tarafların ortak miras bırakanı olan S. Demet'in aleyhine yapılan icra takibi nedeniyle adına kayıtlı 992 parsel nolu taşınmazdaki hissesini davacılardan oğlu İ. Demet'e bedelsiz olarak devrettiğini, ancak mal kaçırmak amacı ile yapılan devri bilen davalının, murisin en büyük oğlunun kendisinin olduğunu ifade ederek ve nüfuzunu kullanarak bu devrin kendi adına olması gerektiğini söylemek suretiyle İ. Demet'ten yine bedelsiz olarak babalarına ait hisseyi tapuda üzerine geçirdiğini, ancak murisin ölümünden sonra davalının davacılara ait hisseleri iade etmediğini belirterek tapu kaydının iptali ile davacılar adına hisseleri oranında tapuya tesciline veya tenkise karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davacıların muris muvazaasına dayandığını zira tenkis isteminin de bulunduğunu, ancak iddianın ileri sürülüş biçimi dikkate alındığında muris muvazaasından bahsedilmeyeceğini, bu nedenle muris muvazaasına dayalı istemin reddi gerektiği, kaldı ki davanın miras bırakana ardıllık esasına dayanılarak açıldığı kabul edilse bile mirasçılar bu nedenle satış sözleşmesinin tarafı haline geldiklerinden muvazaa iddiasının yazılı belge ile kanıtlanması gerektiği, oysa davacıların sadece tanık gösterdiği, bu yönden de davanın sabit olmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmazın miras bırakan tarafından davacılardan İ. Demet'e, İ. Demet'ten de davalı Y. Demet'e tapudaki devri muvazaalı da olsa bu davada 3. kişi alacaklı taraf değildir. Davanın tarafları mirasçılar olup, davacıların amacı miras haklarına kavuşmaktır. Bu nedenle işin esası incelenerek toplanacak kanıtlara göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22.10.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava konusu taşınmaz, taraftarın miras bırakanı adına kayıtlı iken, 9/7/1991 tarihinde miras bırakanın oğlu İ. Demet'e tapuda satış gösterilmek suretiyle devredilir. İ. Demet'te 30/6/1997 tarihinde yine satış gösterilmek suretiyle davalıya devreder.
Davacılar, miras bırakanın, mirasçısı olduklarını, miras bırakanlarının aleyhindeki icra takipleri nedeniyle, taşınmazı oğlu İ. Demet'e İ.'inde davalının baskısı sonucu ona devrettiğini belirterek, bu devirlerin danışıklı olduğu gerekçesi ile iptalini istemişlerdir.
Miras bırakan bu taşınmazı 9/7/1991 tarihinde İ.'e devretmiştir. Miras bırakan, 27/9/1999 tarihinde ölmüştür. Bu tarihe kadar, devir için hiçbir ses çıkarmamıştır. İ. Demet, diğer mirasçılarla birlikte bu olayda davacıdır. Ve tüm davacılar gibi, davalının ailenin büyüğü olması nedeniyle baskı yaptığını, bu yüzden davalıya devredildiğini iddia etmektedirler. Baskı 1992 yılında yapılmışsa, davacı İ. Demet'in bu tarihten itibaren bir yıl içinde dava açması gerekirdi. Bunu yapmamıştır. Eğer baskı değil de, danışıklı olarak devrettim iddiasında bulunuyorsa, bu onun kötü niyetini gösterir ve ayrıca da bu devri tapudaki resmi işlem düzeyinde, bir kanıtla kanıtlaması gerekir. Bu son durum diğer davacılar içinde geçerlidir. Miras bırakanlarının davacılardan biri ile anlaşarak, danışıklı olarak taşınmazı elinden çıkardığını iddia etmesi ve sonradan bu işlemin danışıklı olduğunu iddia ederek iadesi isteminde bulunması, çelişki ve iyi niyet kuralları ile bağdaşmaz. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi doğrudur. Onanması gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyoruz. 22/10/2001
Full & Egal Universal Law Academy