(818 S. K. m. 45, 47)
Davacı H. Baydemir ve diğerleri vekili Avukat N. Yıldırım tarafından, davalı S. Peçenek ve M. Peçenek aleyhine 24/12/1998 ve 15/5/1999 gününde verilen dilekçeler ile trafik kazası nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın dava ve ek dava ile ödettirilmesinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 17/1/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar desteklerinin trafik kazası sonucu öldüğünü, davalı tarafın 8/8 kusurlu olduğunu belirterek desteğin ölümü nedeniyle duydukları manevi üzüntünün hafifletilmesi karşılığı birer milyardan toplam beş milyar lira manevi tazminat istemişlerdir. Yine davalılarca 1995/15 Esas sayılı dosya üzerinden desteğin ölümü nedeniyle 1/2/1995 günlü dava dilekçesi ile de toplam yüzelli milyar lira manevi tazminat istendiği anlaşılmaktadır. Bu davanın üç kez işlemden kaldırılarak açılmamış sayılmasına karar verildikten sonra eldeki bu dava açılmıştır. Her ne kadar mahkemece davacılar yararına toplam 2.500.000.000 lira manevi tazminata hükmedilmiş ise de, davacıların daha önceki davada 150.000.000 lira manevi tazminat istemeleri, manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi göz önüne alındığında ilk davadaki miktarın artırılması kabul edilemeyeceğinden ve miktar ilk davadaki oranda sınırlandırılmış bulunduğundan davacıların bu yöndeki iradelerine uygun olmayacak biçimde fazla manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmediğinden bozmayı gerektirmiştir.
3- Yine dosya belgelerinden desteğin tarım işçisi olup, Bağ-Kur sigortalısı olduğu anlaşıldığı gibi, davacılara gelir bağlandığı da anlaşılmaktadır. Şu durumda Bağ-Kur'dan davacılara bağlanan gelirin peşin sermaye değeri sorularak hesaplanacak tazminattan düşülmek suretiyle davacıların gerçek zararının belirlenip hüküm altına alınması gerekirken bu hususunda gözardı edilmesi bozmayı gerektirmiştir.
4- Tazminatın kapsamı ile ilgili olarak hazırlanan ve mahkemece hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda bilinmeyen döneme ait ücret artışı ve indirimi yıl yıl yapılmamış olduğundan gerçek zarar tam olarak belirlenemez.
O halde bilinmeyen döneme ait gerçek zararın ve hüküm altına alınacak tazminat miktarının belirlenmesi için, raporun düzenlendiği tarihte bilinen son gelir miktarı esas alınmalı ve her yılın toplam geliri %10 oranında arttırılmalı ve yine %10 oranında indirilmek suretiyle hesaplama yapılmalıdır.
Açıklanan bu yönteme uygun düşmeyen bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması, tazminatın belirlenmesi ilkelerine uygun olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2-3-4) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davalıların diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 8.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy