(818 S. K. m. 41, 60)
Davacı İ. Demirel vekili Avukat İ.S. Salttürk tarafından, davalılar V. Gül ve M. Kimya Boya ve Kimyevi Mad. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine 6.10.2000 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 21.2.2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece istem 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davaya konu olan trafik kazası 6.10.1994 tarihinde olmuştur. Davacının mevcut yaralanması sonucu 20.4.1995 tarihine kadar tedavilerinin Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam ettiği, daha sonra 14.11.1996 tarihi itibariyle daimi işgücü kaybının belirlenmesine ilişkin Gebze Devlet Hastanesinin raporuna İtibar edilmediği, bunun üzerine Adli Tıp Kurumunun 26.04.2006tarihli raporu ile maluliyet oranının belirlendiği ve davanın 1 yıl içinde 6.10.2000 tarihinde açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, olayda gelişen durum olduğundan davacı zararını bilmediğinden ve bilebilecek durumda olmadığından zamanaşımından söz edilemez.
Anılan yön gözetilmeden yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Borçlar Kanunu'nun 60. maddesine göre zamanaşımının başlaması için zarar görenin olayı olaydan sorumlu olanı ve zararını bilmesi gerekir. Burada üzerinde durulması gereken husus zarar görenin zararını hangi tarihte öğrendiği meseledir. Kural olarak zamanaşımı olay tarihinden başlar. Eğer olay nedeniyle vücut bütünlüğünde kayıp söz konusu ise tedavi gerekiyorsa, vücut bütünlüğündeki kaybın ne olduğu ve buna bağlı olarak zararın ne olacağı tedavinin sonunda belli olacağından zamanaşımından başlaması da doğal olarak bu tedavinin bittiği tarihe kadar uzayacaktır. Tedavinin devam ettiği süre nedeniyle zamanaşımının başlamasının gecikmesine "gelişen durum"un sebep olduğu kabul edilmektedir. Ancak: gelişen durum, olaya bağlı vücut bütünlüğündeki kaybın tespiti, tedavi gerektiriyorsa tedavi için geçecek sürenin sonunda kaybın tespiti için zaman gerekiyorsa söz konusu olur. Olaya bağlı tedavinin bittiği tarih itibariyle davacı kendiliğinden veya bir kurumun yönlendirmesi ile vücut bütünlüğündeki kaybı ve bu kayba dayalı zararı bilemeyeceğine göre, zamanaşımı başlangıcının bu tarihten sonraya götürülmesinin haklı nedeni olamaz.
Aksinin kabulü hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğurabilir. İçtihatlar da bu doğrultudadır, örnek Y. 4. H.D. 15.10.1985 gün ve 5988-8202, 23.3.1989 gün ve 2286-2659 sayılı kararlarında "iyileşmenin gerçekleştiği tarih zamanaşımına başlangıç alınır. Gelişen durumda zamanaşımı başlangıcı gelişmenin son bulduğu tarihtir. Rapor tarihi esas alınmaz" denmektedir. Aslolan zararın ne olduğunun bilindiği tarih değil bilinebileceği tarihtir. Olay tarihine en yakın hangi tarihte zararın öğrenilmesi imkanı doğmuşsa zamanaşımı bu tarihte başlamalıdır.
Eldeki davaya gelince: Trafik kazası 6/10/1994 tarihinde meydana gelmiş, cezaya yönelik kovuşturma 12/1/1995 tarihli takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştır. Takipsizlik kararı verilmesinin sebebi kamunun takipte yarar görmemesi, işin şahsi dava yolu ile takibinin mümkün cinsten görülmesidir. Davacı ilk tazminat davasını 26/10/1995 tarihinde ve eldekini ise 6/10/2000 tarihinde açmış bulunmaktadır. Trafik kazasının sebep olduğu yaralanmanın tedavi bakımından uzun süreli olmadığı, zamanaşımının başlangıcının uzaması için gelişen durumdan söz edileceği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki bilgiler ışığında davacının tedavinin bittiği tarih itibariyle zararını bilebileceğine göre, mahkemenin davayı zamanaşımı nedeniyle reddetmesi doğru olmuştur. Ancak; mahkemenin hataya düşerek uygulanacak zamanaşımı süresinin iki yıl olduğuna dair görüşü doğru değilse de, karar sonucu bakımından doğru olduğundan, bu gerekçe yanlışı düzeltilerek kararın onanması gerekirken yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmuş olmasına katılamıyoruz. 15/11/2001
Full & Egal Universal Law Academy