(818 S. K. m. 105)
Dava: Davacı A.T. Akyüz ve A. Çokar vekili Avukat Ö. Çokar tarafından, davalı M. Ekmekçi ve diğerleri aleyhine 21/9/1999 gününde verilen dilekçe ile haksız yere açılan ihalenin feshi davası sonucu geciken ödeme nedeniyle uğranılan zararın istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 3/5/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı Ö. Karacadağ vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre;
Sonuç: Tarafların yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının 3.240.000 lirasının davacılara, 909.090.000 lirasının da temyiz eden davalı Ö. Karacadağ'a yükletilmesine ve peşin alınan harçların bundan mahsubuna 19.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Değişik nedenlere dayanan alacakların gecikmesi nedeniyle zarara uğradıklarını iddia eden davacılar döviz, altın, banka faizi gibi getirilen esas almak suretiyle zarar isteklerinde bulunmakta, yerel mahkemeler yukarıdaki ölçülere göre hesap yaparak zararın tahsiline karar vermekte, Yargıtay'ın bazı dairelerince de bu yoldaki kararlar onanmakladır.
İsteğin hukuki değerlendirmesi Borçlar Kanunu'nun 105. maddesindeki "munzam zarar" olarak nitelene gelmektedir. Ancak; dava dilekçelerine dikkat edildiğinde, esas isteğin munzam zarar tarifine uymadığı, enflasyonunun yıprattığı paranın yasada belli faizinin zararı karşılamadığı, bu amaçla dava açıldığı sonucuna varılmaktadır.
Para değerindeki düşüklük hızının alacaklıların zararını karşılamadığı, yasada belirlenen faiz nispetinin bu konuda çare olmadığı bir gerçektir. Bu ihtiyacın giderilmesi için kanun koyucunun bu ihtiyacı giderecek şekilde tedbir almasının gereği yadsınamaz.
Borçlar Kanunu'nun 105. maddesindeki munzam zarar kavramına sokulabilecek zarar olması için davacının o paraya zamanında kavuşması halinde yasada belirlenen faiz getirişinin üstünde gelir getirecek şekilde o parayı değerlendireceğini kanıtlaması gerekir. 105. maddenin bugünkü düzenlemesine göre, kanıtlama bulunmaksızın varsayımlara göre karar verilmesi yasaya uygun düşmemektedir. Enflasyon tahribatının önlenmesi konusunda yapılacak düzenleme ihtiyacının munzam zarar müessesesi ile karşılanması kural farklılıkları nedeniyle mümkün değildir.
Somut olayda davacılar hazine bonosu veya daha yüksek getirişi olan bir alanda yatırım yapılması halinde zararlarının ne kadar miktara ulaşacağını belirterek istekte bulunmuşlardır. Davacıların dilekçesindeki iddia bile varsayıma dayanmaktadır. Yasal anlamda munzam zarar iddiası bulunmadığından, istekle ilgili kanıt da getirilmediğinden faizi aşan zarara karar verilemez. Bu nedenle kararın bozulması gerekirken onanmış olmasını uygun bulmadığımdan onama kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy