(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (743 S. K. m. 24, 24/A)
Dava: Davacılar Nevzat ... ve Ömer Faruk ... vekili Avukat tarafından, davalılar Reha ... ve diğerleri aleyhine 10.3.2000 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı 4 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davalılardan Reha ... hakkındaki istemin reddine diğer davalılar hakkındaki istemin kısmen kabulü ile Nevzat ... yararına 700 milyon lira diğer davacı yararına 500 milyon lira manevi tazminat alınmasına dair verilen 1.5.2001 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi Reha ... dışındaki davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 8.11.2001 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ile karşı taraftan davacılar vekili Avukat geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacılar yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar yayının, Basın Yasası'nın, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar Reha ... dışındaki davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yazıda depremzedelerin evlenme vaadiyle kandırıldığı, skandal ortaya çıkartıldığı, dul ve bekar depremzedeleri evlendireceğiz diye evlenme bürosu kuran ve bol para kazanan uyanıkların polisi karşısında bulduğu, Nevzat ...nin polis tarafından yakalanarak gözaltına alındığı, Show haberin büyük bir dolandırıcılığı ortaya çıkardığı, yayın sırasında depremzedeleri evlendirme bahanesiyle dolandırdılar yazısının alt yazı biçiminde gösterildiği görülmektedir.
Dosya içeriğine göre, davacılardan Nevzat... nin genel müdür sıfatıyla imzalayıp basın kuruluşlarına, bu arada davalı televizyon kuruluşuna da gönderdiği Yuvamız Evlendirme Bürosu başlıklı broşürde; Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının başlattığı Kardeş aile kampanyasının toplum yapımız nedeniyle uygulanabilir olmadığı, Depremzede kardeşlerimizden evlenmek durumundaki Bekar-Dul, Erkek-Kadınların ülkemizin deprem dışı bölgelerindeki insanlarla evlendirilmeleri amacı ile hizmet verdiklerini, bunun için sivil toplum kuruluşu dernek ve vakıfların kendileri ile işbirliği yapması, gelin ve damat adaylarının belirlenmesi, medya kuruluşlarının ve zenginlerin destek olması gerektiği; Bekar Olanlarınızı Evlendirin Yuvamız Evlendirme Bürosu Evlenene, Ev Alana Yardımcı başlıklı; bilgi formunu doldurarak başvuran kız ve erkeklerle ailelerin tanıştırılacağı, ... yuvası dağılmış olanların yeniden bir araya gelmelerinin sağlanacağı, ... istenecek hizmetin küçük bir karşılığı olacağı, evliliğin sağlanması için her türlü desteğin sağlanacağı belirtilen broşürde ise, depremzedelerden söz edilmediği görülmektedir. Yayın kuruluşuna faks ile ulaşan bu bilgiler üzerine, telefonla büroyu arayıp randevu alan davalılardan Serkan ... olayı polise bildirmiş, bir sivil polis ile birlikte büroya gidilmiş, verilen form doldurulmuş, istenilen 50 ABD doları ödenmiş, ödeme karşılığı 23 Milyon lira alındığına ilişkin G... Neş., Mens.Turizm Ticaret Aş başlıklı İrsaliyeli Fatura kesilmiş, bundan sonra olaya polis el koyarak davacı Nevzat ... ile aynı iş yerinde bulunan diğer davacı gözlem altına alınmış; emniyet sorgularından sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına götürülen davacılar Cumhuriyet Savcısı tarafından serbest bırakılmışlar; gelişen olay dava konusu edilen haber ile kamuoyuna duyurulmuştur.
Yukarıda açıklanan ilkeler ile somut olayın gelişimi birlikte değerlendirildiğinde, davacılar hakkında yapılan yayının yayın yapıldığı andaki görünen gerçeğe uygun bulunduğu, bu haliyle de davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı sonucuna varılmak gerekir. Bu nedenle manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmek gerekirken kısmen de olsa kabul edilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalılar yararına takdir edilen 97.500.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacıların kurduğu şirketin faaliyet alanı ülkemiz için alışılmadık cinsten ise de, davacılar ile ilgili haberin gerçeklik ve özellikle veriliş biçimi bakımından çok abartılarak verilmesi ve davacıların toplumca hoş karşılanmayan, yapılması suç olan işleri yaptıkları şeklinde tanıtılması sebebi ile yerel mahkemenin hukuka aykırılığı tespit etmesi uygun olmuştur. Mahkemece belirlenen yaptırımın uygun olup olmadığı konusunda, bu aşamada bir karar verilmediğinden, bu konuda düşünce açıklaması yapmanın mümkün olmadığını kaydetmekle yetiniyor ve hukuka aykırılık bulunmadığını tespit eden bozma kararına katılamıyorum. 08.11.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy