(818 S. K. m. 41, 47)
Dava: Davacı Ş. Şahintürk vekili Avukat G. Özyurt tarafından, davalı R. Çalışkan ve arkadaşları aleyhine 16.12.1998 gününde verilen dilekçe ile trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 12.12.2000 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dava, trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı trafik kazası sonucu uğradığı maddi zararları belirlemiş, yüzünde yara izi kaldığını belirtip estetik ameliyat gideri, tedavi gideri ve yardımcı kişiye ödenen ücretlerin ödettirilmesini istemiştir. Mahkemece estetik ameliyat için yapılacak giderler dışı maddi tazminat konusunda hüküm kurulmuş, davacının estetik ameliyatı bedeline yönelik istemi konusunda hüküm kurulmamıştır. Davacı ve vekilinin 22.11.2000 günlü oturumdaki açıklamalarından estetik ameliyat giderlerinden açıkça vazgeçtiği anlaşılamamaktadır. Şu durumda davacının estetik ameliyat olup olmayacağı, şayet estetik ameliyat olması gerekirse bunun bedelinin belirlenmesine yönelik bir inceleme yapılması gerekirken bu hususun incelenmemesi doğru görülmediği gibi, davacı için hüküm altına alınan maddi tazminattan sürücü ve işletenin birlikte sorumlu olduğu gözetilmeden maddi tazminatlardan araç maliki ve işletenlerin sorumlu tutulmaması da bozma nedeni yapılmıştır.
2- Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sının onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Davaya konu olan olayda davalının yaralanma derecesi, kusursuz oluşu ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı çok azdır. Ayrıca haksız eylem tarihinde zararın gerçekleştiği ve davalıların temerrüde düşmüş oldukları ve davacının isteminin de bu yönde olduğu gözetilerek manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz uygulanmak gerekirken, karar tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de doğru değildir. Şu durumda yukarıda anılan ilkeler gözetilerek daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek ve olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğinden kararın bu nedenlerle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22.11.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy