(818 S. K. m. 49) (1086 S. K. m. 187, 440, 442)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 29.5.2000 gün ve 2001/1963-2001/5668 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalılardan Halil Şıvgın vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarınca hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan bir haberin davalı Halil Şıvgın'ın açıklamalarına dayandığını, davalıların açıklama ve bu açıklamanın yayınlanması yoluyla kişilik haklarına saldırıda bulunduklarını bildirerek manevi tazminat istemiş, yayının hukuka uygun olduğuna dair savunmaların yanında, davalı Halil Şıvgın aynı açıklamadan dolayı başka davaların da bulunduğundan bahsederek derdestlik itirazında bulunmuş, yerel mahkemece isteğin bir kısmına karar verilmiş, temyiz incelemesinde karar onanmıştır.
Davalı Halil Şıvgın'ın karar düzeltme isteği nedeniyle yeniden inceleme yapılmıştır.
1- Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirine uygun olmayan, aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir.
2- Öteki karar düzeltme isteğine gelince; Davalı açıklamasının tek olmasına rağmen çeşitli yayın organlarındaki yayınlar nedeniyle hakkında birden çok davanın açıldığını bildirerek derdestlik itirazında bulunmuştur. Yerel mahkemece, davalının açıklamasının değişik yayın organlarında yayınlanış biçimindeki farklılık nedeniyle derdestlik itirazının reddine karara verildiği anlaşılmaktadır. Davalının davaya konu açıklamayı farklı zamanlarda, değişik yerlerde, birden çok kere yaptığı iddia ve ispat edilmiş değildir. Bu koşullardaki tek açıklamanın farklı basın ve yayın organlarında ve değişik zamanlarda yayınlanmış olması halinde her yayından dolayı tazminata karar verilmesi usul ve hakkaniyet kurallarına uygun düşmeyip koşulları varsa, açıklamayı yapan kişinin açıklamasının bir çok yayın organında yayınlanabileceğini bilmesi, hatta açıklamasının kamuoyuna duyurulmasını temin etmek üzere yayın organlarını haberdar etmesi, onun eyleminin yoğunluğunu gösterir. O halde, davalının derdestlik itirazı konusunda yeterli inceleme yapılmadan bu iddianın gösterilen nedenle reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir ise de, karar onanmış bulunduğundan, davalının karar düzeltme istemi HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarınca kabul edilmeli, onama kararı kaldırılmalı ve karar gösterilen nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Davalının karar düzeltme isteklerinden birinin yukarıdaki iki sayılı bentte yazılı nedenle kabulüne onama ilamının kaldırılmasına ve kararın yazılan nedenle BOZULMASINA, bir sayılı bentte yazılı nedenle öteki karar düzeltme isteklerinin reddine ve karar düzeltme isteyen davalı Halil Şıvgın yararına takdir edilen 97.500.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve Halil Şıvgın'dan önce alınan onama harcı ile peşin alınan red karar harcının istek halinde geri verilmesine 25.10.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Dava, yayın yoluyla kişilik değerlerinin saldırıya uğramasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, davalının temyizi üzerine de karar dairece onanmıştır.
Davalının karar düzeltme istemi üzerine, davalı tarafından yapılan ve davaya konu edilen konuşmanın, başka yayın organlarında da yer aldığı, aynı kapsam ve nitelikte de olsa, o yayınlarla ilgili bir davanın bulunup-bulunmadığının araştırılmamış olması gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Bozma kararına ve gerekçesine katılamıyoruz. Şöyle ki;
Davacı, davalının Hürriyet Gazetesinin 10.4.1999 günlü sayısında yayınlanan beyanına dayanmıştır. Haber, Korkma ekrana gel başlığını taşımaktadır, içeriğinde ise, davacı için bölücülerle Türk ordusunu küçük düşüren ve devlete düşman kişilerle bağlantıları bulunduğu anlamına gelecek sözler ile başka açıklamalarda yer almıştır.
Davalılar cevaplarında, yayının gerçek ve objektif habercilik ilkeleri uyarınca yapıldığı belirtildikten başka, aynı açıklamaların, diğer yayın kuruluşlarının yazılarında da yer aldığı belirtildikten sonra derdestlik itirazı ileri sürülmüştür. Mahkemede, yapılan yayınların kısmen de olsa farklı olduğu ve davalılarında aynı olmadığı gerekçesi ile istem kısmen kabul edilmiştir.
Somut olayda, davalara konu edilen sözler, davalı gerçek kişi tarafından seçim öncesi TV kanallarında yaptığı konuşmanın çeşitli basın organlarında yer alması ve böylece gerek aynı, gerekse farklı biçimde bu sözleri söyleyen ve yayınlayan davalılar hakkında dava açılmıştır.
Burada asıl üzerinde durulması gereken konu, davalının yaptığı basın toplantısının, birden fazla yayın kuruluşunda yer alması durumunda açıklamada bulunan kişinin tek bir açıklamada bulunmasına karşın, açıklamanın birden fazla yayın kuruluşunda yer alması durumunda, her yayından dolayı ayrı ayrı sorumlu olup-olamayacağıdır.
Diğer bir anlatımla, haksız eylem tek olmasına karşın, bu eylemin birden fazla yerde yayınlanması durumunda, her yayın ayrıca bir haksız eylem olarak kabul edilebilecek midir? İşte bu noktada, yapılan açıklamaların yayın yoluyla yapılması özellik taşımaktadır. Suç teşkil eden bir açıklamanın bir konuşmanın, basın aracı kılınmadan yapılması ile basın yoluyla yapılması arasında bir farklılık olup-olmayacağının da tartışılması gerekmektedir.
Hukukumuzdaki yasal düzenleme itibarıyla, bir kişiye sözle hakaret etmek ile, bu sözlerin basın yoluyla söylenmesi halinde verilecek cezalar farklı kurallara tabi tutulmuştur. Yayın yoluyla hakarette daha ağır ceza öngörülmüştür. Buda doğru bir düzenlemedir.
Somut olayda davalı bir basın toplantısı düzenlemiştir. Amacı, söylediklerinin basın ve yayın kuruluşları yoluyla duyurulmasını sağlamaktır. Böyle bir davranış davalının kastının yoğunluğunu gösterir. Sözlerinin çok kişi, hatta tüm ülke halkı tarafından duyulmasını istemektedir. Böylece davalı, sözlerinin her yayın kuruluşunda yer almasını arzu etmektedir. Bu yolla haksız eylemde bulunmayı amaçlamaktadır. Bu davranışı ile kişilik değerleri saldırıya uğrayan kişinin, kişilik değerlerinin korunmaya değer görülemeyeceğinin daha çok kişi tarafından bilinmesini istemektedir. İşte bundan dolayıdır ki, bu tür olaylarda, açıklanan sözleri yayınlayan her basın kuruluşunun eylemi, açıklamayı yapan yönünden de ayrı bir eylem kabul edilmeli ve her birisinden ayrı ayrı sorumlu tutulmalıdır. Ancak, sorumluluk sayısının birden fazla olduğunun anlaşılması durumunda, tazminat miktarı buna göre belirlenmelidir. Diğer bir anlatımla bu durum sorumluluğu ortadan kaldırmamalı kapsamını etkileyici bir olgu olarak kabul edilmelidir.
Öte yandan, her yayın ayrı bir haksız eylemi oluşturur. Açıklamanın tek ve bir defa yapılmış bulunmasına karşı, birden fazla yayın yapılması durumunda bu teklik ortadan kalkmış olur ve her yayın gerek açıklamayı yapan ve gerekse yayınlayan yönünden ayrı bir saldırıyı oluşturur. Aynı açıklamanın, ayrı gazetelerde değil de aynı gazetede, farklı günlerde yapılması da aynı sonucu doğurur. Dairenin yerleşmiş içtihatları da bu yöndedir (Dairemizin 5.8.2001 tarih, 2001/1171-4817; 7.6.2001 tarih ve 2001/1515-6030; 10.7.2001 tarih ve 2001/3549-7434 ile 16.10.2001 tarih ve 2001/4865-9556 sayılı kararları). Kaldı ki somut olaydaki yayınlarda farklıdır.
Aksi halde, açıklamanın birden fazla yayın kuruluşunda yer alması durumunda, gerek açıklamayı yapan ve gerekse yayınlayan zincirleme sorumlu olduklarından, saldırıya uğrayanın açtığı ilk davada her ikisi birlikte sorumlu olacaklar, ondan sonraki davalarda ise, sadece yayınlayan sorumlu tutulacak ve açıklamayı yapana da (rücu) dönemeyecektir. Sorumluluk hukuku böyle bir yöntemi ve sonucu kabul edemez.
Somut olayda, davalıların savunmaları itibarıyla, hakkında birden fazla davalar açıldığı, hükmü kuran mahkemece de anlaşılmaktadır. Mahkemede bu dosyaları bilmekte ve karar yerinde de belirtilmiştir. Kaldı ki bu sözlerde aynılık taşımamaktadır. Böyle bir durumun hüküm altına alınacak miktarın tespitinde etken olabileceğini belirtmiştir. Mahkemece, böyle bir olgudan söz edilmemiş ise de, istenen tazminat miktarından daha azına hükmetmekle bu yönün de değerlendirildiği kabul edilmelidir. Kaldı ki karar önce onanmıştır. Belirtilen tüm nedenlerle karar düzeltme isteminin reddi gerektiği düşüncesindeyiz. 25.10.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy