(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Davacı Türk H...-İş Sendikası ve diğerleri vekili Avukat Talat Bulut tarafından, davalı B... Yatırım Sanayi ve Ticaret AŞ. ve Cüneyt C. aleyhine 7/4/2000 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle toplam 21 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davacı sendika için 2 milyar, davacı Osman Ç. için 750 milyon lira manevi tazminatın davalılardan alınmasına, diğer davacıların istemlerinin reddine dair verilen 26/6/2001 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 22/1/2002 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat Gaye Yavuzçehre ile karşı taraftan davacılar vekili Avukat Talat Bulut geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların davacı Osman Ç.'e yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalıların davacı Türk H...-İş Sendikasına yönelik temyiz itirazına gelince;
Davacılar, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu yayında, "İşçi sınıfına gelince" başlığı altında, H...-İş Sendikası'nın bir hafta arayla önce erkekleri ardından kadınları Taşucu'nda beş yıldızlı bir otelde biraraya geldikleri, iki gün geceli gündüzlü eğlendikleri, toplam 130 milyara yakın hesap ödedikleri, görevli oldukları için ikişer günlük harcırah almayı da unutmadıkları belirtilmiştir.
Davaya konu yazı bütünüyle değerlendirildiğinde, bir işçi sendikası olan davacının kuruluş amacına, bu bağlamda üyelerinin işçi olduğu da düşünülerek daha az giderle daha çok iş yapma amacına yönelik faaliyet yapması gerektiği, ancak sendikanın sahilde beşyıldızlı otelde toplantı yaptığı vurgulanmıştır. Sunulan bilançoda da bu amaç doğrultusunda çok harcamalarda bulunulduğu anlaşılmış, bu arada yazıya konu edilen seminerle ilgili olarak dosyaya sunulan 14-15 Eylül 2001 tarihli Türk H...-İş Sendikası Başkanlar Kurulu toplantısına konu eğitim raporunda B... Otel'deki toplantıda neler yapıldığı açıklanmamıştır. Bu yönler ve yukarıda belirtilen ilkeler gözetildiğinde işçi sendikası olan davacı ile ilgili açıklamaların eleştiri sınırları içinde kaldığı ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığının kabulü gerekir. Bu davacının isteminin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
3-Davalıların diğer davacılara yönelik temyiz itirazına gelince; davacılar Orhan A., İhsan A., Ali H., Mustafa A., Enis S. ve Mehmet A.'da aynı yayın nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek ayrı ayrı manevi tazminat istemişlerdir. Yerel mahkemece bu davacıların istemlerinin reddine karar verilmiştir. Davalılar kendilerini, vekille duruşmada temsil ettirdikleri ve davacıların zorunlu dava arkadaşı olmadıkları da gözetilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gözönünde tutularak davalılar yararına her bir davacının ayrı ayrı vekalet ücreti ödemesi yönünde karar verilmesi gerekirken, davaları reddedilen davacılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması diğer bir bozma nedenidir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda (2 ve 3) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davalıların davacı Osman Çimen'e yönelik temyiz itirazlarının (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve davalılar yararına takdir edilen 250.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin Osman Ç.'den gayrı davacılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/1/2002 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu edilen yazıda; özle biçim arasındaki denge bozulmuş, eleştiri sınırları aşılarak davacı sendikayı da okuyucu nezdinde küçük düşürücü ifadeler kullanılmıştır. Bu nedenle yerel mahkeme kararının davacı H...-İş Sendikası ile ilgili bölümünün de onanması gerektiği düşüncesiyle daire çoğunluğunun bu davacı ile ilgili bozma düşüncesine katılamıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy