(1086 S. K. m. 275) (818 S. K. m. 41, 43)
Dava: Davacı Abidin Şerbetçi vekili Avukat Mahmut Kazancıoğlu tarafından, davalı İzmir Gazetecilik Yayıncılık San. Paz. AŞ. ve Öge Başak aleyhine 11.12.1998 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat (5 milyar) istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne (750 milyon) dair verilen 1.5.2001 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalılardan İzmir Gazetecilik Yayıncılık San. Paz. AŞ. vekili Avukat Erçin Yılmazaslan, duruşmasız olarak da davacı vekili taraflarından istenilmekle, daha önceden belirlenen 27.11.2001 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı şirket vekili Avukat Aykut Koru geldi, karşı taraftan davacı vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı (hukuksal konudaki bilirkişi düşüncesi dışında kalan) kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, belirtilen kanıtların yerel mahkemece varılan sonucu doğrulamaya elverişli bulunmasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- HUMK. nun 275. maddesi uyarınca mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir; hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.
Somut olay, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebilir niteliktedir. O nedenle, bilirkişi düşüncesine başvurulması maddeye açık aykırılık oluşturur. Ne var ki, ilk bentteki nedenlerle sonuca ulaşılması olanaklı bulunduğundan, bu biçimdeki usul hatası sonucu etkiler düzeyde değildir. Bu bakımdan, düşülen yanılgı, HUMK. nun 428/son maddesi uyarınca bozma nedeni sayılmamıştır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, gösterilen nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının 3.240.000 lirasının davacıya 40.500.000 lirasının da davalı şirkete yükletilmesine ve peşin alınan harçların bunlardan mahsubuna 27.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 24/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır.
Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda davacı, Liman İşletme Şefi olarak zimmetine 7000 dolar geçirdiği biçiminde yayın yapıldığını, bunun doğru olmadığını iddia etmiş ise de, davacının, gemi geçişlerinden dolayı alınması gereken ücreti almadığı veya eksik aldığı, bu yüzden hakkında soruşturma yapıldığı anlatılmaktadır. Soruşturma evraklarından da anlaşılacağı üzere, böyle bir usulsüzlüğün bulunduğu, geçiş ücretlerinin ilgili yere aktarılmadığı anlaşılmaktadır. Miktarın az olması, dava konusu yazıda bu miktarın fazla yazılmış bulunması, yayının gerçekliğini etkilemez. Önemli olan haberle verilmek istenen sonuçtur. Kaldı ki, zimmet sözcüğünün kullanılması, ceza hukuku yönünden suç teşkil etmesi anlamına alınmamalıdır. Burada amaçlanan husus, davacının geçiş ücretlerini ilgili kuruma zamanında aktarmamış olmasıdır.
Bu nedenle davanın reddi gerekeceği düşüncesi ile, onanması biçiminde varılan sonuca katılamıyorum. 27.11.2001 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy