(4721 S. K. m. 222)
Davacı Pınar Aydın vekili Avukat Ramazan Küçük tarafından, davalı Muhittin Aydın aleyhine 30.10.2000 gününde verilen dilekçe ile ziynet eşyasının aynen veya misliyle istirdadının istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 30.4.2002 güllü kararın Yargıtay da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 4.2.2003 duruşma güllü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat Metin Yüksel geldi, karşı taraftan davalı adına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava ziynet eşyalarının aynen veya misliyle istirdadı istemine ilişkindir. Mahkemece istem reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, davalı ile Temmuz 1999'da evlendiklerini, davalıdan kaynaklanan sebepler nedeniyle evi terketmek zorunda kaldığını, hediye edilen "80 adet küçük çeyrek altın, 5 adet yarımlık altın, 5 adet kesme bilezik, 8 adet ince burma bilezik, 2 adet kalın burma bilezik, 1 adet kalın fantezi bilezik, takım kalın set" ten oluşan ziynet eşyalarının davalı tarafından alınarak bozdurulduğunu bedellerini borsada kullandığını tahmin ettiğini baba evine geldiğinde bu ziynetlerin hiçbirini yedinde getirmediğini iddia etmiştir.
Davalı cevabında, davacının ziynet eşyalarım alarak evden ayrıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı tanıklarının davacının ziynet eşyalarını evden ayrılmadan önce üzerinde gördüklerine ve kapıcı Güvenç Tavacı' nın davacının ziynet eşyalarım üzerinde götürdüğüne dair beyanları esas alınarak bu çeşit ziynet eşyalarının kadının üzerinde olması ya da evde saklanması her zaman mümkün olacağından ve eşyaların davacı tarafça evden ayrılırken yanında götürülmesinin hayatın olağan akışına uygun düşeceğinden istemin reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamına ve tanıkların açıklamasına göre davalının daha önceki yıllarda borsada oynadığı para miktarının çok daha az olmasına karşın yanların eylemli olarak ayrılmalarından yaklaşık 1 ay öncesine ilişkin birikiminin yaklaşık 3.000.000.000 lira olduğu anlaşılmaktadır. Yeminli ve yeminsiz dinlenen davacı tanıkları da davalının altınları borsada barındığını söylediğini belirtmişlerdir. Mahkemenin hükmüne esas aldığı tanık (kapıcı) Güvenç Tavacı' nın ve diğer davalı tanık beyanları da doğru olabilir. Yukarıda da açıklandığı gibi taşınabilen takıların üzerinde 1 ay öncesine kadar takılı olduğu doğru olabilir. Yine bu tanıkların açıklamaları şu yönde somU1 olaya uygun düşmemektedir ziynet eşyasının bir bölümünün zaten taşınması mümkün değildir. Bu da altınların davacı tarafından götürülmediğini gösterir. Şu durumda istemin kabulü gerekir.
Anılan yön gözetilmeden yazılı gerekçeyle istemin reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 4.2.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARSI OY YAZISI:
Dava, 1999'da evlenen tarafların ortalama bir yıl kadar süren evliliklerinin eylemli olarak son bulduğu sırada açılan davacı eşin ziynet eşyalarının davalı kocasında kaldığı iddiasına dayalı eşyaların iadesi istemine ilişkindir.
Yerel mahkeme, .davalı tanıklarının özellikle apartman kapıcısı olan tanığın açıklamalarını üstün tutarak davayı reddetmiştir.
Dairemiz kurulu çoğunluğun ise, davalının borsada hisse senetleri alıp zarar ettiğini de gözeterek davanın kabulü gerektiği görüşüyle kararı kesin biçimde bozmuştur.
Davaya konu ziynet eşyalarının kullanımına göre iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, bilezik gibi kadının üzerinde taşınan nitelikte olanlar; ikinci grup ise, çeyrek altın gibi kadının takı olarak kullanamadığı ancak, saklanabilen altınlar.
Bu tür davalarda ziynet eşyalarının akıbeti hakkında inandırıcı kanıt bulunmadığı; tanık ifadeleri çelişkili olduğu ki genellikle böyle olmakta) takdirde, uyuşmazlık karine ile çözümlenmektedir. Burada kural olarak, bir kadın müşterek evi zorla (kavga, kovulma gibi) terketmek durumunda kalırsa, ziynet eşyalarını götüremediği karinesi geçerli olur. Aksi takdirde, yani kadının evi terkinde kendi isteği varsa, terk anında zor yoksa, kadının tasarrufundaki ziynet eşyaları beraberinde ya da üzerinde götürdüğü kabul edilir.
Somut olayda, davacı kadının evi terki sırasında "zor" bulunmadığı ve kanıt açıklamaları da çelişkili olduğuna göre, takı özelliği taşıyan (bilezik gibi) eşyayı davacının üzerinde (yada beraberinde) götürdüğünün kabulü gerekir. Davalı tanıklarının birbirini doğrulayıp tamamlayan ifadelerinden çıkarılan sonuç budur.
Davacı tanıklarının ifadelerini değerlendirmede, takı olarak kullanılmayan (80 adet çeyrek altın gibi) ikinci grup altınların da davalıda kaldığını, onun tarafından bozdurulduğunu düşünmek, dosya içeriğine uygun düşer. Çünkü, bu tür altınların götürüldüğü, hatta terke yakın zaman içinde davacı tarafından bulunduğu kanıtlanamamıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davanın tümden reddi ya da tümden kabulü, olayların akışına dosya içeriğine ve adalet duygusuna ters düşer.
Kararın bozulması görüşüne katılmakla beraber, davanın tümden kabulü gerektiği biçimindeki çoğunluk düşüncesine katılmak mümkün değildir. 4.1.2003
KARŞI OY YAZISI:
Davacı kadın kocası aleyhine açtığı davada, ziynet eşyasının davalıda kaldığını bildirerek bunun davalıdan alınmasını istemiş, yerel mahkeme davanın reddine karar vermiş, dairemizce karar yukarıdaki gerekçe ile bozulmuştur.
Bu konudaki doktrin görüşünden de yaralanan Yargıtay uygulamasına göre: Kural olarak herkes iddiasını ispat etmek durumda ise de bazı durumlarda ispat yükünün kimde olacağında tereddüt edilmekte, işin gereğine göre genel kuraldan ayrılabilmektedir. İşte eldeki dava türünde de genel kuraldan aşağıdaki nedenlerle ayrılınmaktadır.
Bu nedenler:
- İspat yükünün hayatın akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşmesi,
- İleri sürdüğü bir vakıadan lehine haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayları ispat etmesinin gerekmesi,
- İspat yükünün daha kolayı iddia edip başaran kimseye düşmesi,
Yukarıdaki özelliklere dikkat edildiğinde, hayat deneyimlerine göre olağan olan ziynet eşyasının kadın üzerinde olması ya da kadın tarafından evde saklanmış, muhafaza edilmiş bulunmasıdır. Diğer bir deyimle, ziynet eşyasının davalı kocanın zilyetlik ve siyanetine terk edilmiş olması olağana ters düşer. Diğer taraftan, söz konusu eşya rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen cinstendir. Onun için evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkündür. Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını veya götürmesine engel olduğu eşyanın evde kaldığını ispat yükü altındadır. Bu uygulamanın daha açık anlatılması bakımından, davacı kadın evliliğin devamı sırasında eşyanın elinden alınmış olduğunu kocası veya yakınları tarafından bazı nedenlerle bunların bozdurulduğunu iddia ediyorsa veya bu ziynet eşyasının kullanılması ve muhafazasında örf ve adet gereği veya işin pratiği uyarınca, ziynet eşyasının koca veya kayınvalide tarafından muhafaza edilmekte olması davacı dışındaki aile fertlerinin bu eşyayı kasada saklaması gibi durumların varlığı iddia ediliyorsa, bu iddianın kadın tarafından ispat edilmesi gerekir.
Bu bilgilerin uygulaması bakımından eldeki davaya gelince; davacı, ziynet eşyasının evliliğin devamı sırasında kocası tarafından bozdurulduğunu iddia etmiş, bu iddiasını ispat edememiştir. Kocanın borsa ile meşgul olması gibi varsayımlara göre karar verilemez. Yerel mahkeme tüm deliller takdir ederek davanın reddine karar vermiş olup mahkemenin ulaştığı sonuç dosyadaki bilgilere uygun bulunmaktadır. Bu tespitin ötesinde, ziynet eşyası hakkında, takılan ve muhafaza edilen eşya gruplaması yapılarak iddianın kanıtlanması bakımından farklılık yaratılması da doğru olamaz. Bu özellikler içinde yerel mahkeme kararının onanması gerektiğini düşündüğümden bozma kararına katılamıyorum. 4.2.2003(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy