(818 S. K. m. 41) (YHGK. 24.03.2004 T. 2004/4-189 E. 2004/153 K.)
Dava: Davacılar Aynur Terlemez ve diğerleri vekili Avukat Nazım Ata tarafından davalı İçişleri Bakanlığı aleyhine 19.4.1999, 26.4.2000, 1.6.2000 ve 15.4.2002 gününde verilen dilekçelerle trafik kazasında desteğin ölümünden dolayı tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 21.5.2002 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 12.11.2002 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat Nazım Ata ile karşı taraftan davalı vekili Avukat Gülderen Şahin geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ve dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacılar, davalı idareye ait araçta görevi nedeniyle bulunan desteğin trafik kazası sonucu öldüğünü, kaza sırasında araç sürücüsünün kim olduğunun belli olmadığını, bu konuda düzenlenen resmi evraklarda tahmine dayanan bilgiler yer aldığını, Karayolları Trafik Yasası'na göre davalının sorumlu olduğunu belirterek destekten yoksun kalma ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Davalı idare, ceza mahkemesi kararı ile trafik kazasının desteğin kusuru sonucu meydana geldiğinin belirlendiğini ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece istemin reddine karar verilmiştir. Karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden; davacıların desteğinin aynı kazada ölen diğer polis memurları ile birlikte bir operasyonda görevlendirildiği, görev dönüşü sırasında desteğinde içinde bulunduğu aracın başka bir araçla çarpışması sonucu idare aracında bulunan tüm görevlilerin öldüğü, olay sonrasında jandarma tarafından düzenlenen 17.7.1997 günlü tutanakta araç sürücüsü olarak N. Fatih Bodur adının gösterildiği, daha sonra bu isim çizilerek satır arasına tahminen Rıfat Terlemez yazıldığı, kazaya karışan diğer araç sürücüsünün yargılandığı kamu davasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda davacıların desteği Rıfat Terlemez'in idare aracının sürücüsü olarak benimsenerek tamamen kusurlu bulunduğu anlaşılmaktadır. Yargılama aşamasında bilgisine başvurulan tanıklar, cesetlerin tanınmayacak biçimde parçalanmış olması nedeniyle sürücü yerindeki kişinin kim olduğunu, idare aracını kimin kullandığını tam olarak tespit edemediklerini açıklamışlardır. Erzurum Emniyet Müdürlüğü'nün yazılarından da aracın şoförünün kim olduğunun belli olmadığı anlaşılmıştır.
Davaya konu olayda aracı davacılar murisinin kullandığı kesin olarak anlaşılamamıştır. Bu durumda davalının tazminattan sorumlu tutulması, ancak bu şüpheli olgu gözetilerek tazminat miktarından uygun bir indirim yapılması gerekirken davanın tümden reddedilmiş olması doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacılar vekili için takdir olunan 250.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 12.11.2001 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacılar, desteklerinin davalı idarenin işleteni olduğu araçta görevi nedeniyle yolculuk yaparken öldüğünü belirterek tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davacıların desteğinin tam kusurlu bulunduğu, bu nedenle tazminat istemlerinin yerinde olmadığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Kararın temyizi üzerine daire, kazaya uğrayan aracın araçta bulunanlardan hangisi tarafından kullanıldığı tam olarak belirlenememiştir. Bu bakımdan istemin kısmen kabulü yönünde hüküm kurulması gerekçesi ile kararı bozmuştur. Bozma nedene katılamıyorum. Şöyle ki;
Davacıların desteği ve olay sırasında destek yanında bulunan üç kişi emniyette görevli polislerdir. İstanbul'dan Erzurum'a gitmektedirler, işte bu sırada, Zara İlçesi sınırları içinde meydana gelen trafik kazası sonucu, davacıların desteği ile diğer üç kişi birlikte ve aynı anda ölmüşlerdir. Sorun olay sırasında aracın bu dört kişiden hangisi tarafından kullanıldığının belirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu olgu tüm araştırmalara karşın kesin olarak belirlenememiştir.
Meydana gelen trafik kazası nedeniyle, karşı yönden gelen aracı kullanan sanık Ahmet Şen hakkında açılan kamu davasındaki dosyada, Ahmet Şen'in kusursuz, davacıların desteği olan Rıfat Terlemez'in tam kusurlu olduğu, bu nedenle, sanığın beraatine karar verilmiştir. Görüldüğü üzere ceza dosyasında aracın davacıların desteği tarafından kullanıldığına ilişkin bir belirleme yapılmıştır. Yine trafik kaza raporunda da, sürücünün Rıfat Terlemez olduğunun tahmin edildiği yazılmıştır. Ankara Asliye 8. Hukuk Mahkemesinin 2000/19-373 sayılı dosyasında, ölenlerin Aydın Türkmen ve Öztürk Dursun'un desteklerinden yoksun kalanlar tarafından açılan tazminat davasında, kabul kararı verilmiş ve böylece, adı geçenler tarafından aracın kullanılmadığı belirlenmiş ve bu kararda kesinleşmiştir. Yine, diğer destek Fatih Bodur'un desteğinden yoksun kalanlar tarafından açılan davada, Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesince kısmen kabul edilmiş ve böylece bu kişininde olay sırasında sürücü olmadığı belirtilerek tazminata hükmedilmiştir. Tüm bu karar ve olgular birer güçlü kanıttır.
Bir davada, iddia konusu davalı tarafından kabul edilmiyorsa, bunun kanıtlanması iddia sahibi davacıya aittir. Somut olayda, davacıların iddiasının aksini davalı savunmuştur. Ancak davacı iddiasını kanıtlamak veya davalının savunmasının doğru olmadığını güçlendirecek hiçbir kanıt getirememiştir. Aksine tüm kanıtlar savunmayı doğrular yöndedir. Hal böyle olunca davanın reddedilmesi yerindedir. Buna karşın, davacıların desteğinin aracı kullandığının kuşkulu olduğu doğru değildir. Kuşku kanıtlanmamış olgular içindir. Kanıtlanamayan bir konuda olgu kısmen kanıtlanmıştır diye hüküm kurulamaz.
Daire kararında davalının sorumluluğu kabul edilmeli ancak aracı kullanmadığı kuşkulu olduğu için tazminattan indirim yapılması öngörülmüştür. Böyle bir belirleme ve sonucun yasal düzenleme dayanağı bulunmamaktadır. BK.nun 42. maddesi zararın varlığının sabit olması, ancak miktarının kanıtlanamaması durumunda miktarın takdirini yargıca bırakmıştır. Aynı yasanın 43. maddesi de hukuka aykırı eylemi kabul etmekte, ancak tazminat miktarının somut olayın oluşuna ve yanların konumuna göre belirlenmesini öngörmektedir. Somut olayda, davalının kusuru kanıtlanmadan, kuşku nedeniyle kısmen sorumlu tutulması doğru değildir. Kuşkuya göre kusur ve sorumluluk olamaz. Bu nedenle davanın reddine ilişkin karar doğrudur. Onanması gerektiği düşüncesindeyim. 12.11.2002 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy