(818 S. K. m. 41, 43)
Dava: Davacı A. Ayvaz vekili Avukat G. Adıyaman tarafından, davalı B. Madencilik A.Ş. aleyhine 19.07.1999 tarihinde verilen dilekçe ile haksız eylem sebebiyle tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 30.01.2002 tarihli kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak tetkiki davacı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 11.03.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili gelmedi karşı taraftan davalı vekili Avukat B. Aras geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı malik olduğu taşınmazlarda davalı şirketin linyit kömürü çıkarma faaliyeti sebebiyle meydana gelen zararın ödetilmesini istemiştir. Davalı ise dava konusu zararın madeni devraldıkları M. A.Ş. tarafından meydana getirildiğini, anılan şirket ile davacı arasında yapılan sözleşme ile davacının hiçbir alacağı kalmadığını beyan ettiğinden tazminat talep etme hakkının olmadığını savunmuş, yerel mahkemece davalı şirketin madeni devraldığı M. A.Ş. ile davacı arasında yapılan sözleşme ile taşınmazın tarım arazisi özelliğini yitirmiş olması sebebiyle tazminat ödendiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Davaya konu zararın davalıdan önce davacının taşınmazlarını da içine alacak biçimde maden ruhsatına sahip olan M. A.Ş.'nin 1985-1991 yılları arasındaki faaliyetinden kaynaklandığı ve zararın davacıyla yapılan sulh ve ibraname başlıklı sözleşme ile karşılandığı kabul edilmiştir. Dosyada mevcut sözleşmeler fotokopi, olup asılları dosyaya sunulmamıştır. Asılları istenerek ödemenin yapıldığı kanıtlandığı takdirde bu ödemenin yalnızca ibra edilen M. A.Ş.'nin eyleminden doğan zarar mı yoksa daha sonra davalının eylemi ile oluşan zararı da mı kapsadığının araştırılması gerekir. Adi belge niteliğindeki ibraname ile taşınmaz mülkiyeti devredilemeyeceğine ve halen davacılar mülkiyet hakkına sahip olduklarına göre daha önceki ödeme ispatlandığı takdirde bu miktar da gözetilerek davalının eyleminden dolayı meydana gelen zarar belirlendikten sonra karar vermek gerekirken yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın açıklanan sebeplerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 11.03.2003 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davalı tarafça dosyaya ibraz edilen 9.5.1987 günlü ibraname fotokopisi içeriğine ve altındaki imzalara davacının itirazı olmamıştır. İbranamede önce muvakkaten işgal edilen davacıya ilişkin taşınmazların aynen iadesi mümkün olmadığından taşınmazın değeri konusunda tarafların mutabakatı sonucu belirlenen tam bedelin davacıya (kayıt malikine) ödendiği ve her ne nam altında olursa olsun başkaca bir bedel talep edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu ibraname mülkiyeti nakleden bir belge olmamakla birlikte önceki şirketin taşınmazın tam bedelini davacılara ödediği anlaşıldığına ve davalı şirket bu işletmeyi bütün hak ve borçlarıyla devraldığına göre davacı taşınmazdaki zararlarını davalıdan isteyemezler. Bu sebeple yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan daire çoğunluğunun bozma görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy