(6831 S. K. m. 2, 3) (2924 S. K. m. 11) (3194 S. K. m. 17)
Davacı M. Yaman ve H. Uslu tarafından, davalı Orman Bakanlığı aleyhine 25.02.2000 gününde verilen dilekçe ile kıymet takdirine itiraz istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05.02.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca, orman niteliğini kaybetmeleri nedeniyle orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanuna göre belirlenen hak sahiplerine satışı için idarece tespit edilen bedele itiraza ilişkindir.
2924 sayılı yasaya dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Yönetmeliğin 47. maddesinde "25. maddede açıklandığı şekilde tespiti yapılan taşınmazların rayiç bedeli 29. maddeye göre oluşturulacak komisyon tarafından tespit ve ilan edilir. Bu bedel ilandan soma değiştirilemez. Tespit edilen bedele karşı, adına tespit yapılan şahıslarca 60 gün içerisinde itiraz davası açılabilir" biçiminde düzenleme yapılmıştır.
Tartışmaya konu husus idarece (bedel takdir komisyonları marifetiyle) tespit edilen bedellere karşı itiraz davalarının görüm ve çözüm yerinin neresi olduğudur. Bir başka anlatımla, bu davaların adli mahkemelerde mi yoksa idare mahkemelerinde mi açılacağı; yani yargı yerinin neresi olduğudur.
Satış bedeli uyuşmazlığı nedeniyle davaya konu olan taşınmaz, 6831 sayılı kanunun 2/B maddesi yoluyla orman alanı dışına çıkarılıp Orman Bakanlığının istemi üzerine Hazine adına tescil edilen ve daha sonra 2924 sayılı kanunun amacına uygun olarak (gerektiğinde ıslah, imar, ihya ve ifraz edilerek) takas ve satış işlemleri yapılmak üzere Orman Bakanlığı
emrine verilen yerlerdendir. Bu tür taşınmazların Orman Bakanlığı emrine verilmekle Medeni Kanun anlamındaki özel mülkiyetten çıkıp ayrı bir statü aldığı, yani yasa gereği "tahsisle" idare hukuku mülkiyetinin oluştuğu açıktır.
Bilindiği gibi "idarenin yalnızca özel malları üzerinde mülkiyet hakkının bulunduğu, kamusal mallar üzerindekinin ise, basit bir gözetim ve koruma hakkından ibaret olduğu yönünde" olan idare hukukundaki baskın görüş yerini, kamu malları üzerinde de özel malı gibi idarenin mülkiyet hakkının bulunduğu görüşüne bırakmıştır. Özel mülkiyet ile hukuksal rejim farklılığı olan bu mülkiyet hakkına "idari mülkiyet" yada "idare hukuku mülkiyeti" denilmektedir. (Onar Sıdık Sami İdare Hukukunun Umumi Esasları. II. Cilt sh. 1349; Gözübüyük Şeref-Tan Turgut İdare Hukuku. I. Cilt 1998 Turan Kitabevi sh 678-679: Danıştay Genel Kurulu 13.04.1981 tarih 981/4-25 sayılı kararı)
İşte, Hazine adına tescilli fakat Orman Bakanlığının tasarruf alanına bırakılan; kamu hizmetine tahsis edilen bu taşınmazlar özel mülkiyet hükümlerine değil kamu malı niteliğiyle idare hukuku mülkiyet hükümlerine tabidir.
2924 sayılı yasa ve buna bağlı yönetmeliği uyarınca hak sahiplerinin tespiti, yine idarenin kamu görevlilerinden oluşturduğu komisyonca rayiç bedel tespiti, idari iş ve işlemlerdendir. Anayasanın 125. maddesine göre idarenin iş ve işlemlerinde yargı yolu açıktır. İdarenin her tür eylem ve işlemlerine karşı, yasalarca başka görevlendirme ve yetkilendirme yoksa, açık olan yargı yolu idari yargıdır. 2924 sayılı yasayla adli yargıya bir görev verilmemiştir.
Bunun yanı sıra, hemen belirtilmek gerekir ki, davacıyla Bakanlık arasındaki uyuşmazlık, taşınmazın mülkiyetine ilişkin bir uyuşmazlık da değildir. Davacı, idarenin tespit ettiği bedelin uygun olmadığı savıyla buna itiraz etmektedir.
Öte yandan, yasa koyucu, iş ve işlem idari olmakla beraber, adli örgütün yaygınlığı nedeniyle bazen uyuşmazlıklarının çözümünü adli yargıya vermektedir. Ancak, aynı gerekçeyle adli yargının idari yargıyı görmezlikten gelip işe kendiliğinden sahiplenmesi düşünülemez.
Örnek vermek gerekirse kamulaştırma işlemi ve kamulaştırılan taşımazın bedel takdiri idari işlemlerdendir. Ancak, kamulaştırma yasasıyla "maddi hatalar" ile idarece belirlenen bedelin yeniden tespiti, adli yargıya bırakılmıştır. Yine, 3194 sayılı İmar Kanununun 17. maddesiyle de "0 bedel takdirleri ve bu bedellere itiraz şekilleri 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yapılır" kuralı getirilmek suretiyle adli yargı görevlendirilmiştir. Bu nedenle anılan davaya adli yargıda bakılır.
O halde, 2924 sayılı yasa ile adli yargı görevlendirilmediğine, bedel tespitinin kamu gücüne dayanılarak ve tek yanlı tesis edilen idare işlemi olmasına göre, bedele İtiraz davaları ancak idari yargıda açılabilir. Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün 14.05.2001 tarihli ve 2001/6-23 sayılı kararı; Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 01.02.2002 tarihli ve 2001/1071 esas, 2002/122 karar sayılı kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 6 Mart 2002 tarihli ve 2002/4-162-142 sayılı kararı bu tür davaların İdare Mahkemelerinde açılacağı yönündedir.
Görev hususu, yargılamanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) gözetilir. Bu nedenle, yerel mahkemece dava yargı yolu bakımından reddedilmek gerekirken görevsiz olduğu halde işin esasını inceleyerek yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle B0ZULMASINA, 24.02.2003 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY AÇILAMASI
Dava, orman sınırları dışına çıkarılmış olan ve 2924 sayılı yasa hükümleri uyarınca, orman köylülerine bedeli karşılığında verilmesi öngörülen yerlerin bedelini belirleyen tespit komisyonu kararına, itiraz edilmesine ve taşınmazın gerçek bedelinin tespitine ilişkindir. Konunun yasal dayanağı 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Yasanın 2. maddesidir. Anılan yasada, 6831 sayılı Orman Yasasının 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, orman içi köylülerinin kalkınması ve korunması için bedeli karşılığında mülkiyetinin geçirilmesi öngörülmüştür. İşte hak sahibini ve rayiç bedeli belirlemek için 15.07.1997 günlü resmi gazetede yayınlanan Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Yönetmelik çıkarılmıştır. Gerek 2924 sayılı yasa ve gerekse yukarıda adı geçen yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Orman Yasasının 2/B maddesi uyarınca orman sınırlarının dışına çıkarılan yerlerin bedeli karşılığında orman köylülerine mülkiyetinin geçirilmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Yapılan düzenlemeye göre, bedelin belirlenmesi Rayiç Bedel Takdir komisyonu tarafından yapılacaktır.
Bu komisyon, rayiç bedeli belirleyecek ve ilan edecektir. Bu belirlemeye karşı hak sahibi 60 gün içinde itiraz davası açabilecektir.
İşte, sorun açılan böyle bir davanın Adli Yargı yerinde mi, yoksa İdari Yargı yerinde mi çözümleneceği noktasında toplanmaktadır. Bu soruna yanıt verilmeden önce yapılan işlemin niteliği ve amaçladığı konunun belirlenmesinde zorunluluk vardır. İstemin konusu, öncesi orman olup ta, orman niteliğini yitirmesi nedeniyle orman yasasının 2/B maddesi uyarınca, orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin mülkiyetinin, o yeri kullanan orman köylüsüne geçirilmesidir. Demek oluyor ki, orman sınırları dışına çıkarılan ve arazi olarak mülkiyeti hazineye bırakılan yerin, komisyonca belirlenecek bedel karşılığında kişiye, yani kullanana geçirilmesidir. Önümüze gelen sorun, bu tür yerlerin bedelinin ne miktarda olacağı noktasında toplanmaktadır. Diğer bir anlatımla yanlar, mülkiyetinin devri konusundaki diğer koşullarda anlaşmışlardır. O alanda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. İdare bir bedel teklif etmektedir. Kullanan buna itiraz etmektedir. İşte bu noktada, yargıcın katılımına gereksinme duyulmaktadır. Yargıcın bu kararı, mülkiyeti geçiren bir karardır. Bu haliyle de yenilik doğuran bir nitelik taşımaktadır. Bundan dolayı da mülkiyeti geçiren kararın niteliği itibariyle adli yargı tarafından verilmesi gerekir. 2577 sayılı yasanın 2. maddesinde idari yargının görev alanı belirtilmiştir. Bu belirleme içinde, taşınmaz mülkiyetinin el değiştirmesi biçiminde bir düzenleme yer almamaktadır. Bedel tespitini yapan ve bunu hak sahibine sunan komisyonun kararı idari bir karar olarak düşünülmemelidir. Örneğin bu kararda, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarının varlığı koşulu gerekmeyebilir. İdari işlemde bu unsurlardan biri yoksa, idari yargıda o işlem iptal edilmekle ve idare yerine geçilerek karar verilmemektedir. Diğer bir anlatımla idari yargı, yerindelik denetimi yapamaz ve bu konuyu içerir biçimde hüküm de kuramaz. Bu husus 2577 sayılı yasanın 2. maddesince de ifade edilmiştir. Olayımızda ise yargı kararı ile taşınmazın gerçek bedeli belirlemektedir. Diğer bir anlatımla taraf iradelerinin üzerinde anlaşamadığı bedel yargı kararı ile belirlenmektedir. Bu husus açıkça bir yerindelik denetimi kararıdır. Bu içerikteki kararlarda, idari yargı tarafından değil, ancak adli yargı tarafından verilebilir. Çünkü idari yargının bu tür kararları veremeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Bu konunun idari yargının görev alanı içinde bulunduğunu ifade eden uyuşmazlık mahkemesi kararının gerekçesinde;
- Orman Yasasının 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan yerin kamu hizmetine tahsis edilen kamu malı niteliğinde olduğu,
- Kamu yararı gereğince orman köylülerine devrine kadar özel mülkiyetinin değil "idare hukuku mülkiyeti"nin bulunduğu, bu haliyle de medeni yasa hükümlerinin öngördüğü mülkiyetten söz edilemeyeceği, nedenine dayanmıştır.
Dayanılan bu iki nedeni irdelediğimizde, 2/B maddesi ile orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin Hazine adına tapuya tescil edileceği 2924 sayılı yasanın 3. ve 6831 sayılı yasanın 11. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Tapuya tescil edilmiş olan böyle bir yerin, özel mülkiyet niteliğini taşımayıp, "idare hukuku mülkiyeti" biçiminde nitelendirilmesi doğru bir hukuki değerlendirme olarak kabul edilemez. Kaldı ki, hukukumuzda "idare hukuku mülkiyeti" kavramı olarak bir hukuki kavram ve mülkiyet türü de yoktur. Ayrıca, idare bu nitelikteki bir yeri, satmak zorunda da değildir. Bunun dağıtımı mutlak olmayıp, idarenin takdirine bırakılmıştır.
Diğer gerekçe ise, bu tür yerlerin kamu hizmetine özgülenmesi nedeniyle de, "kamu malı" oldukları yönündedir. Bu gerekçeye katılmakta olanaksızdır. Kamu malı olan yerin niteliği değiştirilmedikçe özel mülkiyete konu olamazlar. Bu nitelikteki yerler, tapuya da tescil edilemezler. Hatta sınırlandırma da yapılmaz. Yollar, meydanlar, göller, bu niteliktedir. Halbuki dava konusu yerler, orman sınırlarının dışına çıkarılmakla, özel mülk konusu olma niteliğini kazanmışlardır. Bu haliyle, devletin özel mülkiyete konu olabilecek yerlerdendir. Bunun da açık bir hukuki yanılgı olduğu ortadadır.
Hukuki kapsam itibariyle yan1ar arasında yapılan işleme bakıldığında, koşullu bir satım işlemidir. İdare o yerde eylemli olarak zilyet olana, belirlediği bedelle satmayı önermektedir. Kişi bedele ilişkin bu öneriyi uygun görmeyince, almaktan vazgeçeceği gibi, bedelin indirilmesi konusu ile mülkiyetin geçirilmesini istemektedir. Bunu da idare kabul etmeyince taraf iradelerini mahkeme belirlemektedir. Burada şöyle bir sorunda kendini göstermektedir. Mahkemenin tespit ettiği bedelle idare mülkiyeti devir etme yükümlülüğü altında olmasına karşın davacı olan alıcı, yine yasada öngörülen sürede bedeli ödemezse, idare kişiyi satın almakla zorlayamayacaktır. Bu husus yönetmeliğin 50. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Bu da işlemin kamu gücüne dayanmadığını bir özel hukuk ilişkisi olduğunu daha da önemlisi bir mülkiyeti geçirme ve düzenlemeye ilişkin bulunduğunun kanıtıdır. Bunun içindir ki uyuşmazlık mahkemesi kararında ve bozma ilamındaki gerekçede bu yerlerdeki mülkiyetin Medeni Kanundaki mülkiyet hukukuna tabi olmadığına ilişkin gerekçesi doğru değildir. Danıştay İdari Dava Dairelerinin kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu karanda aynı ve benzer gerekçeleri içermektedir.
Öte yandan İdari ve Adli Yargı teşkilatının dağılımı gözetildiğinde, tüm ilçelerde Adli yargı teşkilatı bulunmaktadır. İdari yargı ise tüm illerde dahi kurulmamıştır. Birkaç ili kapsar biçimde Bölge İdare Mahkemeleri kurulmuştur. İşin adli yargıda görülmesi, daha çabuk ve daha az giderle gerçekleşeceği için yargılama hukukuna daha uygun ve yararlı bir sonuçta doğurmuş olacaktır. Yargılamanın daha az sürede ve az giderle yerine getirilmesi de başlı başına adil yargılamanın gerekçelerinden ve önemli koşullarındandır.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi 23.01.2002 gün ve 2002/21sayılı kararı ile de, 4706 sayılı "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması hakkındaki Yasanın 3. maddesini iptal etmekle de bu tür yerlerin satılamayacağı öngörülmüştür. Böylece satış işlemini öngören yasal düzenlemede ortadan
kalkmış bulunmaktadır.
Tüm bu nedenlerle, uyuşmazlığın konu, kapsam ve nitelik itibariyle adli yargının görev alanı içinde bulunduğunun gerektiği düşüncesi İle çoğunluğun yargı yolu bakımından vardığı sonuca katılamıyorum. 24.02.2003
Full & Egal Universal Law Academy