(2918 S. K. m. 2, 106)
Dava: Davacı Mahir vekili Avukat Eyüp Serdaroğlu tarafından, davalı TCDD Genel Müdürlüğü aleyhine 23.10.2001 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine dair verilen 9.5.2002 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava haksız eylem nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davacının desteğinin kullandığı araç ile davalı idareye ait trenin hemzemin geçitte çarpışmaları sonucu destek vefat etmiştir. Davacı desteğinin ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkemece davacının davalı idarenin hizmet kusuruna dayanılarak tazminat talep edildiğinden davanın idari yargı yerinde bakılması gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre davaya konu edilen zararı doğuran eylemin Devlet Demir Yollarının, karayolu ile kesiştiği hemzemin geçit olarak isimlendirilen noktada meydana geldiği tartışmasızdır. Tartışmalı olan yön böyle bir noktada oluşan kaza sonucu doğan hukuki uyuşmazlığın adli yargı yerinde mi, yoksa idari yargı yerinde mi çözümleneceğidir.
Yerel mahkeme, uyuşmazlık mahkemesinin 1998/63 esas, 1999/1 karar sayılı ilamını esas almak suretiyle uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davayı yargı yolu bakımından reddetmiştir. Uyuşmazlık mahkemesinin gerekçesinde, üstün yolun Devlet Demir Yolu olduğu, bu bakımdan da hemzemin geçidin düzenlenmesinin adı geçen kuruluşa ait bulunduğu, bu sorumluluğu yerine getirmemekle hizmet kusuru işlediği hususu yer almaktadır. Gerçekten Devlet Demir Yolunun işlettiği araç itibariyle üstün geçiş hakkı bulunduğu ve hemzemin geçitteki düzenlemenin onun tarafından yapılması gerektiği tartışmasızdır. Ne var ki belirleme biçimi, uyuşmazlığın yargı yolu bakımından çözüm yerini belirtmeye etkili değildir. Diğer bir anlatımla, her kamu hizmeti yapan kurumun hizmet kusurunun bulunması durumunda bundan doğacak uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümleneceği sonucunu doğurmaz. Kamu kurumuna ait bir aracı kullanan kamu görevlisinin eylemi idari bir, nitelik taşıyıp hizmet kusurunu oluşturabilir. Ancak, bu tür uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceği 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının 106. maddesinde açıkça ifade edilmiştir.
Bu bakımdan davaya konu olan olayda 2918 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde çözüm getirilmesi gerekmektedir.
Anılan yasanın 2. maddesinde hiçbir ayrık durum gözetilmeden kanunun Karayollarında meydana gelen trafik olaylarında uygulanacağı belirtildikten başka, bu kural biraz daha genişletilerek aynı maddenin (a) ve (b) fıkralarındaki durumlarda da uygulanabileceği öngörülmüştür. Bu bağlamda, karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, akaryakıt servis istasyonları gibi yerler ile birlikte ve özellikle karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerlerde de uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Yine aynı yasanın 3. maddesinde yasanın uygulanmasında göz önünde tutulması gereken tanımlar içinde "Demiryolu geçidi" (hemzemin geçit) tanımı da verilmiş bunun karayolu ile demiryolunun kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçit olduğu ifade edilmiştir.
Açıklanan yasal düzenleme itibariyle, karayolu üzerinde meydana gelen eylemlerden doğan olayların yarattığı uyuşmazlıkların çözüm yerinin adli yargı olacağı yasanın düzenleniş biçiminden açıkça anlaşılmaktadır. Hemzemin geçit karayolu ile tren yolunun kesiştiği bir geçit olarak, o kesimin veya o noktanın Devlet Demir Yoluna ait olduğu sonucunu doğurmayacağı gibi, o noktada meydana gelen eylemin karayolu dışında oluştuğu sonucunu da doğurmaz. Bu bakımdan hukuka aykırı eylemin 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası kapsamında yer alan karayolu üzerinde meydana geldiği kabul edilmeli ve uyuşmazlığın çözüm yerinin aynı yasa gereğince Adli Yargıda sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmalıdır.
Kaldı ki dairemizin kuruluşundan bu yana, bu tür uyuşmazlıklar adli yargı yerinde bakılıp çözümlenmiş aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 9.2.2000 günlü ve 2000/4-59 esas, 2000/72 kararı ile de benimsenmiştir. Yeni ve değişik bir yasal düzenleme olmadan bu güne kadar istikrarlı biçimde yürüyen bir uygulamanın değiştirilmesi hukuki istikrarı ortadan kaldırır.
Açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın 2918 sayılı yasanın hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerektiği, anılan yasanın kapsamındaki eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin de adliye mahkemeleri olduğu düşünülerek işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Kabul şekline göre de; İdari Yargılama Usulü Kanununun 3 ncü ve sonraki maddelerinde idari davaların nasıl açılacağı açıkça gösterilmiştir. Bir idari dava açılırken orada gösterilen yöntemlere uyulması gerekir. Adli Yargı yerinde açılan bir davanın idari nitelikte olduğunun anlaşılması üzerine dosyanın idare veya vergi mahkemesine gönderilmesine karar verilmekle başlangıçta adli yargı yerinde açılmış olan dava, idari yargı yerinde açılmış olmaz. Mahkemenin görevli olmadığından dolayı dilekçenin reddine karar verildiği takdirde dava dosyasını ait olduğu mahkemeye göndereceğine dair HUMK. nun 27. maddesi hükmü, adli yargı yerleri arasındaki görev konusunda uygulama alanı bulur. O halde hüküm yerinde görevsizlik kararı verildikten sonra talep halinde dosyanın kesinleşmesini müteakip görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmiş olması da usule aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy