(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Davacı Mehmet T. tarafından, davalılar Ali Rıza B. ve diğerleri aleyhine 4/9/2001 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 13/12/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalılar vekili Avukat Mehmet Dunca taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, davalılar tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece istem kısmen kabul edilmiştir.
Karar davacı ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Davaya konu olayda; davalıların, apartman yöneticisi olan davacı hakkında, Cumhuriyet Savcılığına hitaben verdikleri 10/11/1999 tarihli dilekçe ile "yöneticilikten istifa etmiş olmasına rağmen apartmanın banka hesabından toplam olarak 12 kez para çektiği, apartman banka hesabını faizsiz kredi müessesesi olarak gördüğü ve çektiği paraları harcayarak işi bitince tekrar bankaya çeşitli tarihlerde geri yatırdığını" iddia ederek şikayet etmeleri üzerine hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu işlediği iddiası ile davacı hakkında kamu davası açılmıştır. Ceza yargılaması sonucunda; davacının bankadan kısa aralıklarla para çekip, kısa bir süre sonra tekrar bankaya yatırdığının anlaşıldığı ancak bu işlemlerin yöneticilik görevinin gereği olduğu gerekçesi ile atılı suçu işlediği subuta ermediğinden beraatine karar verilmiştir. Ceza yargılaması sırasında düzenlenen bilirkişi raporlarından ve banka dekontlarının incelenmesinden; davacı yöneticinin apartmanın banka hesabından sık sık para çektiği, kısa bir süre sonra da bankaya tekrar yatırdığı anlaşılmaktadır. Davacı hakkında beraat kararı verilmiş olması, davalıların şikayetinin hukuka aykırı olduğu sonucunu doğurmaz. Davalıların, şikayetini doğrulayacak bazı emarelerin (para çekme ve yatırma işlemlerinde) bulunduğu açıktır. Bu durumda, somut olay ve yukarıdaki ilkeler gözetilerek, şikayet hakkının hukuka uygun olarak kullanıldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı benimsenerek istemin tümden reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/11/2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy