(818 S. K. m. 18) (2004 S. K. m. 283)
Dava: Davacılar Süleyman D. ve diğerleri vekili Avukat Nuray Çivi tarafından, davalı Abdurrahman Y. ve diğerleri aleyhine 3/11/2000 gününde verilen dilekçe ile muvazaalı satışın iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin reddine dair verilen 31/5/2001 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacılar, davalılardan Abdurrahman Y.'ya ait aracın karıştığı trafik kazasında desteğin öldüğünü, adı geçen davalı hakkında 13.12.1999 gününde tazminat davası açtıklarını, davalının pay sahibi olduğu taşınmazdaki ½ payını, hükmedilecek tazminattan kurtulmak amacıyla danışıklı ( muvazaalı ) olarak davalılardan Ali E.'e, onunda diğer davalı Mehmet U.'a devrettiğini bildirerek satışın iptalini istemişlerdir.
Davalılar, satışın gerçek olduğunu ileri sürerek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, satış işlemlerinin tarafları olmayan davacıların elinde, davalılardan Abdurrahman Y. hakkında kesinleşmiş bir alacağa ilişkin karar ve belge yokluğu gerekçesiyle davacı sıfatları bulunmadığı benimsenerek istemin reddine karar verilmiştir. Kararı davacılar temyiz etmişlerdir.
Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinde düzenlenen biçim ile dava konusu işlemin danışıklı yapıldığı ( muvazaa ) iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Kural olarak üçüncü kişiler, danışıklı işlem ( muvazaalı muamele ) nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü; danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin danışıklı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için, onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunmalıdır.
Diğer yandan; zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, danışıklı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından danışıklı işlemde bulunanın, üçüncü kişilere borçlu bulunduğunun gerçekleşmesi ve borcunu ödememek için danışıklı hukuki işlem yapmış olması gerekir.
Davacılar, desteklerinin Abdurrahman Y.'ya ait aracın karıştığı trafik kazasında ölmesi nedeniyle, davaya konu edilen taşınmazın, hükmedilecek tazminattan kurtulmak amacıyla, danışıklı olarak davalılara devredildiği iddiası ile eldeki bu davayı açmışlardır. Davacıların bu davadaki amaçları, açtıkları tazminat davası sonucu hak kazanacakları alacaklarını alabilmeye yönelik olarak, danışıklı olduğunu ileri sürdükleri hukuki işlemlerin kendileri yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Davacıların zararının desteğin ölüm gününde doğduğunun benimsenmesi gerekir. Ölüme yol açanlar aleyhine davacılar tarafından tazminat davası açıldığı dosyadaki bilgilerden anlaşılmaktadır. Yargılama sonunda davaya konu edilen satışın danışıklı olduğunun kanıtlanması halinde davacılar, satışa konu edilen maldan da alacağın tahsili için yararlanabileceklerdir. Ancak, davacıların bu hakkı ayni değil şahsi sonuç doğuracağından, danışıklı işlemin kanıtlanması durumunda tapunun iptaline değil, İcra ve İflas Yasasının 283/1. maddesi benzetme yoluyla ( kıyasen ) uygulanarak, iptal ve tescile gerek olmaksızın taşınmazın haciz ve satışına karar verilecektir. Bu davada güdülen amaçta bu olduğundan, davacıların karşılanması gereken bir alacakları bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Bunun için de davacıların açtıkları tazminat davasının sonucu beklenilmeli ve ona göre karar verilmelidir.
O halde somut olayda, satış işlemlerinde danışıklılığın bulunup bulunmadığı konusu araştırılmalı; davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları sonucuna varılması durumunda, davacıların açtıkları tazminat davasının sonucu beklenilmeli, o dava sonunda davacıların tahsili gereken bir alacağı bulunduğu takdirde İcra ve İflas Yasasının 283/1. maddesi benzetme yoluyla uygulanmak suretiyle, tapu iptaline gerek olmadan davacıların alacaklarını alabilmelerini sağlamak için dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmeleri yönünde hüküm kurulmalıdır. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle, istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıdaki nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11/4/2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy