(2709 s. Anayasa. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (4721 S. K. m. 24, 25) (743 S. K. m. 24, 24/a)
Davacı Talat E. tarafından, davalılar F... Gazetecilik ve diğerleri aleyhine 27.6.2000 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle 5 milyar lira manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; 3 milyar lira manevi tazminatın davalılardan alınmasına dair verilen 21.11.2001 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25/a maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayında özetle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde yapılan teftiş sonucunda, Genel Müdür ve muavinleri Şinasi B. ve diğerlerinin çıkar şebekesi gibi çalışarak usulsüzlük ve yolsuzluk yaptıkları ve haksız kazanç temin ettiklerinin belirlendiği, bu bağlamda davacının da çok kısa sürede yüklü bir servet edindiği ve servetini değişik şekillerde gizlediği belirtilmiştir.
Dosyada mevcut inceleme ve soruşturma raporları ve diğer belgeler incelendiğinde; Maliye ve Gümrük Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü Başkontrolörü Cevat A. ve Stj. Kontrolör Ramazan A. tarafından düzenlenen 2/7/1999 tarih ve 28/CR 1/3 sayılı raporda Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü döner sermaye işletmesi saymanlığının 1/12/1998 - 31/1/1999 tarihleri arasındaki işlemlerinin denetlenmesi sonucu birçok işlemde yanlış hatalı ve usulsüzlük bulunduğu belirtilmiştir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Baş Müfettişlerinin düzenlediği 4/9/1997 tarih ve 6 sayılı raporda, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü üst düzey yöneticilerin 3628 sayılı mal bildiriminde bulunulması rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele yasası çevresinde sorgulandığı, mal bildirimlerinin incelendiği, davacının mal bildiriminin dayanaksız olması nedeniyle kendisinden açıklamalı mal bildirimi alındığı, bu konuda yapılan yazışmaların bir kısmının yanıtının gelmediği, bu yüzden tam sonuca ulaşılamadığı yazılmıştır. Yine Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Baş Müfettişleri M. Altuğ İ. ve Mehmet B. tarafından düzenlenen 24/3/2000 tarih 1 sayılı inceleme raporunda davacı ve arkadaşlarının ihale komisyonu üyesi ve ita amiri olarak bir kısım pazarlık yoluyla ihale kararlarını imzalayarak görevlerini ihmal ettikleri ve böylece görevlerini kötüye kullandıkları belirtilmiştir. Yine Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde görevli üç müfettişin hazırladığı 20/4/2000 tarih ve 3 sayılı ön inceleme raporunda da davacının fotokopi toneri, printer, telli dosya alımlarında usulsüzlük yapması nedeniyle bu eylemleri ile ilgili soruşturma izni verilmesi istenilmiş ve davacı hakkında Devlet Bakanınca soruşturma izni verilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ve belirtilen somut olgular dikkate alındığında yayının görünürdeki gerçeğe uygun olduğunun kabulü ile davanın tümden reddedilmesi gerekirken yerel mahkemece kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/5/2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy