(818 S. K. m. 47, 49) (4721 S. K. m. 25)
Dava: Davacı Ayşe B. vekili Avukat Şükrü Gün tarafından, davalı Özer Ç. aleyhine 18/5/2001 gününde verilen dilekçe ile kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27/9/2002 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve temyiz edilen miktar itibarıyla duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalı eski kocanın evlerinde çocukları gibi yetişen kız kardeşinin kızı Pınar ile evlenmesi nedeni ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği gibi, yalın bir ifade ile şeref ve haysiyet dahil olduğu toplumun gerekli saydığı ahlaki niteliklere sahip olduğu ya da böyle kabul edildiği için, kişiye verilen değeri ifade eder. Kişinin onuru, şerefi ve saygınlığı onun toplum içindeki tüm manevi değerlerinden oluşur. Bunlar kişinin ahlaki değerleridir. Herkesin, içinde yaşadığı toplumda ve ilişkiler kurduğu çevrelerde kişisel bir onuru, şerefi ve saygınlığı mevcuttur. Kişiyi küçük düşürmek, yanlış tanıtmak, gülünç ya da zor duruma sokmak, kişiye düşmanca bir ortam hazırlamak amacıyla vaki davranışlar manevi değerleri nasıl zedelerse, bir olayın aktarılması ya da bir olay veya kişinin eleştirilmesi de çok kez şeref ve saygınlığa, onura müdahale niteliğinde olabilir. Ancak hiç kuşku yoktur ki, bu müdahalenin haksız olması diğer bir deyimle hukuka aykırı bulunması gerekir. O halde, temyize konu edilen bu olayda herşeyden önce çözümlenmesi gereken sorun, davalının eyleminin hukuka aykırı olup olmadığı hususunun saptanmasıdır.
Davacının kız kardeşinin kızı Pınar'ın annesinin akıl hastası olması nedeniyle davacı tarafından büyütüldüğü, davacı davalı ile evlendikten sonra da yanlarında kaldığı, tarafların anlaşamayarak 21/9/2000 tarihinde boşandıkları, Mart 2001'de Pınar'ın evi terk ettiği, bir müddet sonra davacının yeğeni ile davalının evlendiğinin duyulduğu ve çocuklarının dahi olduğu anlaşılmaktadır. Bu olaylardan dolayı davacının üzülmesi çok doğaldır. Ancak davacı ile davalı boşanmış olup başka kişilerle evlenmeleri en doğal haklarıdır. Davacının yeğeni küçük yaşta taraflar evli iken yanlarında kalmış ise de, reşit olmuş kendi rızası ile taraflar boşandıktan sonra davalı ile evlenmeyi kabul etmiştir. Bu evlenme olayında hukuka aykırı bir durum yoktur. Davacının kişilik haklarının ihlaline yönelik bir olayda manevi tazminat koşulları oluşmadığı gözetilerek bu konudaki istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde manevi tazminat isteminin kısmen kabul edilmiş olması bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16/4/2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy